22 Mayıs 2015 Cuma

DİKTATÖRÜ TÖKEZLETMEK İÇİN OYLAR…

Seçime iki hafta kaldı. Cumhuriyet tarihinin en önemli iki üç seçiminden biri olacak.
En önemli iki seçimden biri 1950, diğeri 2002 seçimiydi. Birincisinde tek parti diktatörlüğü sona erdi; ikincisinde 12 Eylül faşizminin ruh ikizi ve mirasçısı İslamcı parti tek başına iktidara geldi.  İlk iktidar döneminde takiye yapan İslamcı faşizmin geriletilmesi için 2010 referandumu, 2011 seçimi, 2014 belediye ve cumhurbaşkanı seçimleri birer fırsattı, değerlendirilemedi. İslamcı faşizm 7 Haziran seçiminde geriletilebilirse geriletilebilecek. Aksi halde telafisi çok zor bir sürece girilecek. Hitler’in Almanya’yı sürüklediği felaketin benzerini kendi ölçeğimizde yaşayabileceğiz.
Esasen bugün bile dindar kılıklı hırsızlığa, zorbalığa, nefret ve ayrımcılığa günlük hayatımızın her anında maruz kalıyoruz. Ülkenin hiçbir yerinde rahatsız edilmeden dilediği gibi hayat sürmek mümkün değil. Değil sokakta eylem yapanlar, herhangi bir mecrada muhalif düşüncelerini paylaşanlar bile tutuklanıyor. Tutuklanma endişesi taşıyanlar da ister istemez fikir kabızlığına tutuluyor veya laf cambazlığı yapıyorlar. Medyanın ve üniversitenin durumu malum. Eğitimin dinselleştirilmesi projesi tamamlanmak üzere. Seçimden önce çıkartılan “iç güvenlik paketi” ile polise keyfi gözaltı ve adam vurma yetkisi de verildi. Geçmişte her şeye karşın haksızlığın mahkemede telafi edileceğine inanç vardı, şimdi o da kalmadı.
Elbette geçmişte de sözcüğün gerçek anlamıyla demokratik hukuk devletinde yaşamıyorduk. Lakin geçmişte iyi kötü bir toplumsal ahlak anlayışı vardı. Hırsızlığa yolsuzluğa bulaşmış biri ayıplanır, şimdiki gibi “alnı secdeli” diye sahip çıkılmazdı. Ahlaksızlığın mimarı sayılan Turgut Özal bile rüşvet alan bir vezirini Yüce Divan’a göndermekten geri durmamıştı. Tek başına İSKİ skandalı iktidar ortağı partiyi siyasetten silmiş, 28 Şubat sürecinin yolsuzlukları ise düzen partilerini tümüyle sandığa gömmüştü. Her şeye karşın geçmişte siyasal ve sosyal hayatın din kurallarına göre düzenlenmesini isteyenler moda deyimle marjinaldi.
Köprülerin altından çok sular aktı. Halk şakşakçılığı yapmadan söyleyelim, türedi zübük diktatör, halkın küçük hesapçı, dinsel fanatizm ve cehalet kaynaklı zaaflarını sömürmede bütün seleflerini fersah fersah geride bıraktı. Onca zorbalığa, hırsızlığa, yolsuzluğa, ayrımcılığa karşın 20 milyon 500 bin dolayında seçmeni var. Bu seçmen kitlesi özgürlük ve demokrasi talep etmiyor; yolsuzlukları, zorbalıkları, ayrımcılığı dert edinmiyor. Diktatör, kendisine fanatizm derecesinde sadık bu kitleye güvenerek, saltanatını ve nepotizmini meşrulaştırmak istiyor.
Diktatörü tökezletmek ve geriletmek için çok fazla seçenek yok. 12 Eylül faşizminin mirası yüzde 10 utanç ve hırsızlık barajıyla yapılacak seçimde parlamentoya girse girse dört parti girebilecek. Birisi malum, diktatörün gönlündeki parti. Diğeri, özgürlük, demokrasi ve barışa dair hiçbir mesajı olmayan, on binlerce gencin toprağa düştüğü savaşın bitmesini istemeyen, lazım olduğunda diktatöre can simidi uzatan parti, yani MHP. Geriye CHP ile HDP kalıyor.
CHP kolay tanımlanabilecek bir parti değil. İçinde sosyal demokratı var, devletçisi var, milliyetçisi var, liberali var. Deniz Baykal döneminde başlayan ve Kemal Kılıçdaroğlu ile süren sağa açılma siyasetinin partiye kattığı çok sayıda sağcı da var. Ne ki, yoksula emekçiye seslenen son bildirgesine karşın 7 Haziran’da CHP’nin İslamcı faşizmi tökezletme şansı ve gücü çok zayıf. Kılıçdaroğlu’nun umduğu gibi yüzde 30 oya ulaşsa bile bugünkünden çok daha güçlü bir CHP olmayacak. Diktatörü tökezletmek için CHP’nin yanı sıra HDP’nin de yüzde 10 barajını aşarak Meclis’e girmesi şart. Geçen dönem tüm yalpalamalarına ve sayısal azlığına karşın, antidemokratik gidişata karşı CHP kadar muhalefet eden, seçim listesinde toplumun bütün eğilimlerini temsil etme çabasındaki HDP, Meclis’e girmeyi hak ediyor da.
Doğruluğu kuşkulu kamuoyu anketleri de gösteriyor ki, HDP’nin yüzde 10 barajını aşması mümkün. HDP’nin barajı aşması demek, öncelikle 12 Eylül faşizminin koyduğu barajın yıkılması demek. İkincisi ve ondan da önemlisi, parlamentoda 55-60 dolayında sandalye kazanması, dolayısıyla İslamcı faşizmin tek başına hükümet kurma şansını hemen hemen yitirmesi demek ki, böyle bir durumda yeniden seçime gidileceğini söyleyenlerin başında diktatörün yanaşmaları geliyor. HDP barajın altında kalırsa İslamcı faşist parti fazladan en az 40 sandalye hırsızlamış olacak ki, vebali biraz da bugünlerde HDP’yi şeytanlaştıran ‘solcular’ın olacak.
Bunca zorbalık, emek düşmanlığı, nefret ve ayrımcılıktan sonra Türkiye’nin diktatörü tökezletmeye, nefes almaya çok ihtiyacı var. Aksi halde, lümpen faşizmi paçalarından akan, gözünü karartmış, akıl ve ruh sağlığını yitirmiş bir cudamın dizginsiz kişisel diktatörlüğüne sürükleneceğiz.

Gidişat son derece net. Hesap kitap ortada. Irkçılığa, faşizme, emperyalizme, sermayenin sömürü ve zulmüne karşı nice bedeller ödemiş sosyalistlerin demokratların seçimde ne yapmaları gerektiği konusunda arife tarif gerekmez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme