8 Şubat 2026 Pazar

KAPİTALİST DİSTOPYA OLARAK EPSTEİN ADASI

Distopya her şeyin kötü olduğu toplum ve devlet hayali demek; Thomas More’un her şeyi iyi olarak tasarladığı ütopyanın zıttı anlamına geliyor.

Erkek egemen sınıflı toplumların tarihinde vahşet, zalimlik, cinsel sapıklık ve iğrenç iktidar ilişkilerine dair nice öyküler var; Jeffrey Epstein ve sapıklık adasının öyküsü, kapitalist distopya olarak hepsine rahmet okuttu. En taş kalpli duygusuz kanaat önderleri için bile okuması iğrenç, izlemesi mide bulandırıcı, psikolojik olarak çok yorucu bir öykü.

Epstein, üniversite eğitimini bitirememiş bir Amerikalı; kısa süren öğretmenlik mesleğinde başarısız; finans sektörüne girmiş; sıradan bir finans aktörüyken 1980’lerde İngiliz medya patronu Robert Maxwell ve kızı Ghislaine Maxwell ile tanışmış. Robert Maxwell 1991’de şüpheli şekilde öldükten sonra Epstein / Ghislaine ikilisinin yolları CIA, MI6 ve MOSSAD ile keşişmiş. Bunca güçlü destek ve işbirliği sayesinde kapitalist dünyanın kaymak tabakasını kapsayan sömürü, iktidar ve sapıklık çarkı kurulmuş. Sapıklık pratiğinde çocuk yaştaki kızlar her türlü istismara maruz bırakılmış. Epstein çarkın merkezinde görünse de aslında ABD başkanları ve patronlar ile kurduğu ilişkilerin tutsağı. Özel uçağı Lolita Express ile Karayipler’deki özel adasına götürmediği devlet başkanı kalmamış. Sonunda, adadaki sapıklıkların kurbanı bir kadının ifşaatı üzerine soruşturma başlamış. Sapıklıktan hüküm giyen Epstein, 2019’da New York’ta tutulduğu cezaevinde kameraların çalışmadığı, gardiyanların ortalıkta görünmediği bir anda intihar etmiş! Ghislaine Maxwell ise halen hapiste. ABD iç siyasetinin dengelerinde Epstein dosyası kısmen de olsa açıldı; kapitalist düzenin foseptiği tüm iğrençliğiyle fışkırmaya başladı.

***

Öykünün hayli kırpılmış ve süzgeçten geçmiş bölümü bile kapitalist dünyanın kaymak tabakasının dünyayı nasıl yönettiklerini; nasıl bir iktidar, sömürü ve sapıklık çarkı çevirdiklerini göstermeye yeterli. 

Görülmesine izin verilen milyonlarca sayfa, yüzbinlerce resim ve binlerce videoya göre, Epstein adasına yolu düşenler arasında ABD’nin önceki başkanları W. Bush, Bill Clinton, Barack Obama, şimdiki Başkan Trump. Yanları sıra ABD müesses nizamının siyasetçileri, generalleri; İngiltere’den kraliyet ailesinin üyeleri ve siyasetçiler; kara Avrupa’sından bakanlar başbakanlar; İsrail’in liderleri; Suudi Arabistan ve körfez ülkelerinden krallar şeyhler emirler; teknoloji devi şirketlerin patronları Bill Gates, Elon Musk; medya tekellerinin sahipleri, dilbilimci Noam Chomsky... Kapitalist dünyada sermayeyi, devleti, medyayı, teknolojiyi yöneten ne kadar aktör varsa hemen hepsinin yolu Epstein’ın Karayipler’deki adasına ya da Manhattan’daki evlerine düşmüş.

***

Kapitalist dünyanın ana akım medyası ve kanaat önderleri, Epstein iğrençliğini ahlaki sapkınlık olarak yorumluyorlar, sisteme yönelik eleştiriden uzak duruyorlar. Türkiye’de de iktidar beslemesi medya rezaleti sapıklık ekseninde magazinleştiriyor, ek olarak Epstein’in etnik kimliğinden hareketle Yahudi (antisemitizm) düşmanlığı üretiyor. Etkisi sınırlı muhalif medyada ve siyasi çevrelerde ise, iğrenç öykünün sınıfsal boyutu vurgulansa da eleştiriler ahlaki sapıklık parantezine sıkışıp kalıyor. Rezaletin Türkiye’yi kapsayan boyutu gerek iktidar beslemesi medyada gerekse muhalif medyada öne çıkmıyor. 

Vurgulamalı ki, Epstein öyküsü her zaman rastlanabilecek ahlaksızlık ve sapıklıktan çok daha öte bir rezalet. Başta da belirttiğim üzere, erkek egemen sınıflı toplumların tarihinde sapıklık ve iğrenç iktidar ilişkilerine dair nice öyküler var; Epstein hepsine rahmet okuttu.

Türkiye de Epstein öyküsünden azade bir yer değil. Ne de olsa, egemen sınıfın dilinde burası Küçük Amerika. Tersinden benzetmek gerekirse, orası da Büyük Türkiye! ABD’de ne gibi rezaletler olursa daha beteri Türkiye’de olur.

Epstein öyküsü bağlamında Türkiye’de de nice nice Epstein var. Amerika’daki arkadaşları kadar dünya çapında söz sahibi değiller ama Küçük Amerika’da hayli etkili ve kalabalıklar. Çocuk yaşta, 7 yaşında nikâh kıyılabileceğine fetva veren ilahiyatçı kınanmak şöyle dursun, ülkenin en saygın üniversitesinde konferansa çağrılıyor. O yaşta bir çocuğu nikâh altına aldığı için hapse atılan tarikat şeyhini dinci medya sahipleniyor. Tarikat yurtlarında çocukların tacize uğraması iktidar milletvekillerinin oylarıyla örtbas ediliyor. Kızılay çadırları depremzedelere parayla satılıyor. Emekçinin emeklinin nafakası istatistik oyunlarıyla kırpılıyor. Daha nice günahlar işleniyor...

***

İktidar beslemesi gazetede, “Epstein’in amacı pedofiliyi meşrulaştırmaktı” başlıklı haber/yorum benzeri bir içerik yayımlandı. (Sabah, 7 Şubat 2026) Doğru olabilir. İster istemez, çok uzak olmayan bir tarihte, aynı gazetede yazan soldan dönme Gülay Göktürk’ün pedofiliyi, yani sübyancılığı (hem de düşünce özgürlüğü bağlamında) meşrulaştırmaya çalıştığı yazısını anımsadım. Naçizane Devşirmeler Dönekler başlıklı kitabımda anlatmıştım. Aynen şöyle yazmıştı dönek: “Biz büyüklerin çocuk pornosunu neredeyse ‘insanlığın tanıdığı en büyük suç’ haline getirişimizin altında yatan psikolojiye dikkatle bakmamız lazım. (...) Mevcut cinsel ahlak çocuk bedeninin arzulanmasını en büyük cinsel suç olarak görüyor. Ben, arzunun bu lanetlenişini haklı bulmuyorum. Yani, insanların çocuklara zarar vermedikleri sürece ‘sübyancı olma hakkı’nı savunuyorum.” (Gülay Göktürk, Sabah, 9 Ocak 2002)

Sübyancılığın hak ve özgürlük kapsamına sokulması, ahlaki liberalizmin son sınırında gezinen kalemleri bile isyan ettirecek iğrençlikte bir skandaldı; ama skandalın kraliçesi yalnız değildi. Köşe yazılarına cinsel içerikli fıkralar serpiştiren Çetin Altan da Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı George W. Bush ile yapacağı görüşmede ele alınacak konulara değindiği yazısında, sözüm ona sübyancı fıkrası anlatmıştı ki, Gülay Göktürk’ün skandalından aşağı kalır yanı yoktu. Kıdemli döneğin mizah niyetine yazısına aldığı metni merak edenler, bağlantı adresindeki yazıya bakabilirler. 

Epstein, pedofiliyi meşrulaştırma fikrini Türkiye’deki döneklerden, liberal/İslamcı ahlak fukaralarından almış olabilir mi? Ya da Kur’an ayetinden kim ne anlıyor? Diyanet ve Elmalılı meallerinde ayet aynen şöyle: “Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.” (Talâk 4)

***

Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto’da, burjuvazinin kendi suretinde bir dünya yaratmakta olduğunu yazmışlardı. Epstein adası, kapitalist distopya olarak tarihe geçti. Epstein adasının burjuva medyasında skandal ve sapıklık olarak resmedilmesine aldanmamalı. Kapitalist dünyanın kaymak tabakası, gücünün yettiği her yeri Epstein adasına benzetmeye çalışır.

Çare: Rosa Luxemburg’un deyişiyle “Ya sosyalizm ya barbarlık!”

Karl Marx, Friedrich Engels ve Rosa Luxemburg’un anılarına saygıyla.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder