Genç Osman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genç Osman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2023 Salı

ORDU GÖZBEBEĞİMİZDİR!

Tayyiban Cemahiriyesi Meclis-i Umumi’nin (TCMU) yeni teşri (yasama) yılına başlama merasimi hayli şatafatlıydı. Merasimi Reis-i Cumhur Becer Nagudret de teşrif etmişti. Meclis-i Umumi Külliyesi’ne intikalinde bir tabur muhafıza ilaveten atlı süvariler kendisine refakat etmiş, 101 pare top atılmıştı. Aynı anda semada savaş tayyareleri, helikopterler, damat paşanın ürettiği İHA’lar SİHA’lar dolaşmıştı. 

İntikal tamamlandıktan sonra Reis Becer Nagudret’i Hünkâr Kapısı’nda Meclis-i Umumi Reisi Gelincik Efendi karşılamıştı. Gelincik Efendi Reis seçilir seçilmez, merasim giriş kapısını (eğilerek girilebilecek kadar) alçaltmış, adını Hünkâr Kapısı olarak değiştirmiş; kapının taç kısmına LEHûL MÜLKMülk Allah’ındır” yazdırmıştı. Kapıyı alçaltmada maksat, eskiden olduğu gibi Hünkâr’ı ve beraberindeki ricali Allah’ın huzurunda eğilmeye ve selamlamaya davet idi. Kapıdan eğilip girmeye hazırlanan Reis-i Cumhur Nagudret, LEHÜL MÜLK yazısını görünce yüzü nurlandı, bu icraatından dolayı Gelincik Efendi’yi tebrik etti. Beraberindeki rical de “Allah razı olsun!” diyerek Gelincik Efendi’yi gururlandırdılar.

Karşılama merasiminden sonra Meclis-i Umumi toplandı. Reis-i Cumhur Becer Nagudret hünkâr mahfilinde hayli mesut, mesrur ve beşuş idi; son seçimi yüzde 52 ile kazanmış olmanın, daha doğrusu tekrar cülusa ermenin bahtiyarlığı içindeydi.

***

ORDU ELEŞTİRİDEN AZADE DEĞİLDİR!

Meclis’i Umumi’nin küşad (açılış) ruznamesinde (gündemde), mutat (alışılmış) protokol nutuklarının ardından mevcut Kanun-u Esasi’nin (anayasa) şer’i hukuka göre tadili ile mektep müfredatının yeniden tanzimine dair layihalar (tasarılar) da vardı. “Ümmet şuurunun tahkimi” başlıklı layihanın esbab-ı mucibesinde (gerekçesinde), “dinine ve kinine sadık” bir neslin yetişmesi maksadıyla, Hz. Peygamber’in ve halifelerin hayat hikâyeleri ile ilayı kelimetullah uğruna cihad eyleyen şanlı ordunun zaferlerinin daha tafsilatlı anlatılması lüzumundan söz ediliyordu.

Meclis-i Umumi’nin küşadına dair mutat nutuklardan sonra söz sırası mebuslara geldi. Zabıt Ceridesi’ne göre ilk olarak Cenab-ı Hak Fırkası (CHF) mebusu Allahkulu Sezgin kürsüye çıktı, Meclis-i Umumi azalarını hürmetle selamladıktan sonra sözü “Ümmet şuurunun tahkimi” başlıklı layihaya getirdi. Allahkulu, müfredatta değişikliğin elzem olduğunu; müfredatın eşit yurttaşlık zemininde yapılması gerektiğini, lakin layihanın orduyu kutsadığını ve eleştiriden muaf uttuğunu anlattı. Allahkulu sözlerine şöyle devam etti:

“Ordu eleştiriden nasıl muaf tutulabilir? Böyle bir muafiyet olabilir mi? Olursa, ordunun yaptığı kötülükleri konuşmayacağız demektir. Bu ise, ordunun yaptığı kötülükleri kabullendiğimiz anlamına gelir ve istikbalde benzer kötülükleri yapmasına şimdiden kapıyı açık tutmuş oluruz. Çok geriye uzaklara gitmeyelim. Reis Becer Bey’in toz kondurmadığı devrin ordusu kaç darbe yaptı, biliyor musunuz?”

Bu anda iktidar sıralarında oturan mebuslar homurdanmaya başladılar, sıra kapaklarına vurdular, bazıları küfürler ettiler. Mahfilde celseyi takip eden Reis-i Cumhur Becer Bey’in de gözleri fıldır fıldır oldu. Celseyi yöneten Meclis-i Umumi Reisi Gelincik Efendi, hatipten sözlerini tamamlamasını istirham etti. Allahkulu devam etti:

"Sayısız darbelerin birinde, mesela Haile-i Osmaniye’de, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi halife padişahın başına neler geldiğini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız Evliya Çelebi’den okuyun derim. Hadi bir cümleyle özet vereyim. Tahttan indirilen halife padişah uyuz bir beygire bindirilip binbir hakaretle Yedikule zindanına götürüldü; orada boğularak katledildi; katledilmeden önce ırzına geçildi. Padişahını seven millet deyiminin bu menfur hadiseden mütevellit olduğu rivayet edilir. Halife padişaha bile bu zulmü yapmış ordu ahaliye tebaaya neler yapmıştır anlatayım mı? Reis Becer Nagudret’in ecdat bellediği 36 halife padişahtan 12’sini hangi ordu darbeyle devirdi? Bunlardan 6’sı hangi ordunun darbesinden sonra boynuna kement geçirilerek idam edildi? Bunları konuşmayacak mıyız? Ordu eleştiriden azade olamaz. Biz mebuslar eleştirel yaklaşırız, soru sorarız, doğru olup olmadığını sorarız. Ordu her şeyi doğru yapsaydı Cemahiriye bu durumda olmazdı.”

***

ALLAHKULU LİNÇ EDİLEBİLİRDİ

Bu anda iktidar sıralarındaki itirazlar ayyuka çıktı, vura vura kırılmadık sıra kapağı kalmadı. En galiz küfürleri hakaretleri savuran iktidar mebusları Allahkulu’na haddini bildirmek için üzerine yürümeye hazırlanıyorlardı ki, mahfilde celseyi takip eden Cemahiriye Reisi Becer Bey’in “Kes lan sesini!” diye bağırdığı duyuldu. Becer Bey infial içindeydi, boyun damarları şişmiş, burnundan soluyordu. Öyle hiddetliydi ki, kıyaslamak uygunsa, T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yanında melek gibi kalırdı. Becer Bey’in o infial ve hiddetle söyledikleri Meclis-i Umumi Zabıt Ceridesi'ne şöyle koydolundu:

“Bu sözde mebus ama tedhişçi eşkıya müsveddesi şahıs, şanlı ordumuza nasıl hakaretler ediyor? Gereken dersi devlet olarak verme mükellefiyetimiz var. Bu menfur şahıs, dünyanın en şerefli, en mert ordusuna dil uzatmanın cezasını şer’i hukuk önünde alacaktır. Düşmanlarının bile mertliğinden sitayişle övgüyle mehabbetle bahsettiği şanlı ordumuza yapılan bu namertçe hakaret, iftiralar cezasız kalmayacaktır.”

Reis Becer Nagudret’in bir “Urun eşkıya müsveddesine” demediği kalmıştı; onu da demiş olsa, iktidar mebuslarının gereğini yapacakları ve Allahkulu’nu Hezarpare Ahmet Paşa’ya benzetecekleri kuşkusuzdu. Bereket Nagudret hiddetini frenlemiş, azarlamakla tatmin olmuştu. Becer Bey’in azarı karşılıksız kalmadı. Allahkulu’nun üzerine yürümeye hazırlanan iktidar mebusları sakinleştiler, Becer Bey’in azarını ayakta dakikalarca alkışladılar, bazılarının salya sümük gözyaşı döktükleri bile görüldü. 

Kavmiyetçi Hareket Fırkası Reisi Telved Bağıstani de fena halde hiddetlenmişti.  Bağıstani’nin “Eşkıyanın siyasi mümessili bu şahsın Meclis-i Umumi’de yeri yoktur. Hazine’den maaş verilmesi haramdır, günahtır. Bu vatansızın mebusluğu ilga edilmeli, Hazine’den verilmiş maaşların tamamı geri alınmalıdır” dediği zabıt ceridesine geçti.

***

CHF ALLAHKULU’NU KURTLARIN ÖNÜNE ATTI

İktidar cenahındaki bu hassasiyet ve infial, Allahkulu’nun mensup olduğu CHF’ye de sirayet etti. Zabıt Ceridesi’ne göre Sözcü Faik Hakikitrak, Allahkulu’na şöyle karşılık verdi: 

Ordu milletimizin gözbebeğidir. Allahkulu Sezgin Bey’in sözleri şahsi görüşüdür, fırkamızı bağlamaz. Gözbebeğimiz şanlı ordumuzu töhmet altında bırakan ifadeleri kabul edilemez. Bu konu yetkili organlarımızda görüşülecektir.”

CHF Reisi Kılıçdarzade de “Ordu gözbebeğimizdir” diyerek, Hakikitrak Efendi’nin dediklerine sahip çıktı.

Tüm bu hengâme içinde Adliye Nazırı Yusuf Bronz, Allahkulu Sezgin hakkındaki fezlekenin Meclis-i Umumi’ye havale edildiğini bildirdi; “Bundan sonraki süreç Meclis’in takdirindedir” dedi.

Bu hengâmeyi takip eden Meclis-i Umumi muhabirleri, haberlerini şu suallerle tamamladılar: Meclis-i Umumi’de bundan sonra neler olur? Allahkulu’nun mebusluğu ilga edilir mi? Mebusluğu ilga edilirse şeriat mahkemesi Allahkulu hakkında nasıl bir karara varır? Allahkulu tutuklanırsa, CHF Reisi Kılıçdarzade, Berberzade için yaptığına benzer şekilde yollara düşer mi? Allah bilir!

Serbest, müstakil ve hür muhabir olarak eklemem uygunsa: Dananın kuyruğu asıl, Kanun-u Esasi şer’i hukuka göre tadil edilirken, bilhassa ailenin muhafazası ve tesettüre dair tasarılar gündeme geldiğinde koparsa kopar. Kopsa da kopmasa da dünyanın sonu değil.

İktidarıyla muhalefetiyle işlenecek günahın şerrinden memleketi Hakk saklasın amin!


19 Eylül 2022 Pazartesi

OSMANLI ŞANLI MI KANLI MI?

Başka ülkelerde de kamuoyu sahte gündemle Türkiye’deki kadar oyalanır mı, sanmıyorum.

Türkiye’de gerçek gündemin ilk sırasında ekonomi bulunuyor. Ekonomi gündeminin ilk sırasında da geçim sıkıntısı var. Ekonominin durumu içler acısı, 2001’dekinden daha derin bir kriz içinde, kişi başına milli gelir aralıksız sekiz yıldır düşüyor. Açlık sınırı ilk kez asgari ücretin üzerine çıktı. Asgari ücret temel ücret haline geldi; çalışanların yarısı asgari ücrete talim ediyor. Dört kişilik bir ailenin tüm bireyleri asgari ücretle çalışsa bile ailenin toplam geliri yoksulluk sınırına ulaşamıyor. Reel işsizlik yüzde 20’lerde; nüfusun 4’te 1’i sosyal yardımla ayakta durabiliyor. Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre okul çağındaki 1 milyon 201 bin çocuğun okul kaydı yok…

Gerçek gündemin diğer başlıkları bir yana, sırf bu tablo bile vicdan sahibi her iktidarı utançtan yerin dibine sokmaya yeter. Gel gör ki, İslamcı Türkçü faşizmin muktedirleri utanmak şöyle dursun, pişkin pişkin ‘geçici sıkıntı’ deyip sabır tavsiye ediyorlar; yeterince sabredemeyen seçmenlerine bu dünyanın imtihan dünyası olduğunu tebliğ ediyorlar. Tarikat uluları ve 657 sayılı kanundan maaşlı Diyanet evliyaları da fiyatları yükseltenin Allah olduğunu yumurtluyorlar. Bu palavraların yanına promosyon olarak Osmanlı hayranlığı, “vatansever Vahdettin”, “Ulu Hakan Abdülhamit Han” safsataları ikram ediliyor… 

Bu iktidar iletişiminin en hayret verici yanı ise, ekonomik bunalımın en çok ezdiği yoksul kitlenin İslamcı Türkçü faşizmin sunduğu safsataları alkışlaması. İslamcı Türkçü faşizmin siyasi liderleri, tarikat uluları, din bezirgânı kanaat önderleri her bahaneyle ne zaman “binlerce yıllık şanlı tarih, ecdat Osmanlı, cennetmekân Abdülhamit Han…” diye söze başlasalar, salonları ve meydanları dolduran yoksullar çılgınca alkışlıyorlar.

***

"Zaferlerle dolu binlerce yıllık şanlı tarihimiz, ecdadımız Osmanlı…” safsatalarını çılgınca alkışlıyorlar; “durun, Osmanlı sandığınız gibi değil” diye söze başlamaya yeltenenleri ellerinden gelse anında parçalayacak derecede kin ve nefret saçıyorlar. 

Çünkü ne yazık ki, halkımızın dörtte üçü fazlasıyla ırkçı, ümmetçi, milliyetçi, (kibar deyişle) sağcı, muhafazakâr ve dindar. Çoğunlukla eğitimsiz, Osmanlı’ya yönelik en sade eleştirel bir tümce karşısında bile şaşırıp şok geçirecek, ecdadına küfredilmiş gibi zıvanadan çıkacak derecede tarih bilgisinden ve bilincinden yoksun. Tarih bilgisi bilinci absürt Tarkan, Kara Murat, Malkoçoğlu, Battal Gazi filmlerinde gördüklerinden ibaret. Dahası, “şanlı ecdadımız” diye bağırmalarına karşılık, üç Osmanlı padişahının isimlerini sayamayacak denli cahil ve kendi soy ağaçlarını bile üç göbek ötesine götüremeyecek kadar da köksüzler. 

Çünkü, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tıknefes aydınlanma ne ideolojide ne de sosyal hayatta Osmanlı’dan kopuşu sağlamaya yetmedi. Halkın en az dörtte üçü, padişahları evliya zannediyor, ecdadın “şanlı” tarihiyle avunuyor, Osmanlı tarihiyle (bizzat yaşamışçasına) övünüyor, gurur duyuyor. Cemaatten cemiyete, kuldan bireye ve yurttaşa terfi edemediği, güven dolu bir gelecek umudu taşımadığı için yüceltilmiş geçmişte yaşıyor, bugünün kavgasını tarih üzerinden veriyor…

***

İslamcı Türkçü faşizmin siyasi liderleri, tarikat uluları, din bezirgânı kanaat önderlerince efsunlanan kalabalıklara “şanlı” diye belletilen Osmanlı’nın ve tarihin aslında sınıf savaşımlarının tarihi olduğunu anlatmanın bir yararı olur mu?

Mesela, ihtişamıyla gururlandıkları Osmanlı’nın feodal nitelikli bir hanedan ve egemen sınıf devleti olduğunu;

Osmanlı’nın halkın tamamı değil bir aile (hanedan) olduğunu;

Hanedanın en büyüğü padişahın temsil ettiği egemen sınıf blokunun seyfiye, ilmiye, kalemiye mülkiye gibi devşirme zümrelerden oluştuğunu; 

Egemen sınıf blokunun toprağa bağlı reayayı sömürmekle, savaş ve ganimet geliriyle, gayrimüslim halklardan haraç ve cizye alarak beslendiğini;

Müslümanlar dışındaki halkların zimmî (yani ikinci sınıf teba) sayıldıklarını, haraç ve cizye ödediklerini, şehirlerde atla gezemediklerini, yüksek bina yapamadıklarını, çanlarını kilise duvarının dışından işitilecek şekilde çalamadıklarını, bazı devirlerde sokağa ayaklarına çıngırak takarak çıkmak zorunda kaldıklarını;

Alevilerin gayrimüslimler kadar bile hak sahibi olamadıklarını, sürekli katliamlara uğratıldıklarını;

Türk halkının “Etrâk-ı bî idrâk = İdrâksiz Türkler” diye aşağılandığını;

Merkezi otorite zayıfladıkça iratçı devlet beylerinin derebeyleştiklerini; 

Ta kuruluştan itibaren ağır vergiler ve zulümden bunalan halkın fırsat buldukça isyan ettiğini,

“Şanlı” Osmanlı padişahlarının cephede küffar kanından çok halk ayaklanmalarını bastırırken kan döktüklerini;

Hanedanın kendi içinde bile kan dökücü olduğunu; aile içi katliamı kanunlaştırdığını; 36 padişahtan 6’sının sonraki padişahın fermanıyla idam edildiğini; idam edilen padişahlardan Genç Osman’ın öldürülmeden önce bir de ırzına geçildiğini ve “padişahını seven millet” deyiminin bu iğrençlikten geldiğini; Padişah Üçüncü Mehmet’in tahta oturur oturmaz 19 erkek kardeşini boğdurduğunu; 40’tan fazla sadrazamın da aynı şekilde kellelerinin kesildiğini…

Bunları ve daha fazlasını, Abdülhamit’in despotizmini, Vahdettin’in İstiklal Harbi düşmanlığını ve İngiliz zırhlısıyla kaçtığını anlatmak, ırkçı ümmetçi milliyetçi kitleyi Osmanlı hayranlığından caydırmaya yeter mi?

Cumhuriyet döneminde bir başbakan asıldı diye ağlaşan sağcı kanaat önderlerinin ve kalabalıkların onlarca sadrazam ve padişah kellesinin koparıldığı kanlı bir devri “şanlı” belleyip yüceltmeleri, özlem duymaları ne tuhaf değil mi?

Soruyu ve yazıyı uzatmaya gerek yok. 

"Hangi Osmanlı, şanlı mı kanlı mı?" sorusunun yanıtı dünün ve bugünün sınıf ve iktidar mücadelesiyle ilgilidir. Hangi Cumhuriyet sorusunun yanıtı da öyle.

Bugün Osmanlı’yı yücelten İslamcı Türkçü faşistler aslında kendi iktidar ilişkilerini ve kitle iletişimlerini yüceltiyorlar, iktidarlarının ömrünü uzatmaya çalışıyorlar. Tarihçi Eric Hobsbawn’ın deyişiyle “Nasıl haşhaş, eroin bağımlılığının hammaddesiyse, tarih de milliyetçi, etnik ya da fundemantalist ideolojilerin aslî ögelerinden birisidir. Amaca uygun bir geçmiş yoksa, her zaman için yeniden icat edilebilir.” (Tarih Üzerine, Bilim ve Sanat Yay. 1999, s.9.)

Eklemek uygun düşerse, ‘şanlı ecdat’ retoriğiyle geçmişin yüceltilmesi tarihte yaşanmış katliamları, ayıpları unutturmayı kolaylaştırdığı gibi bugün yaşanan kötülükleri gözlerden saklamaya da yarar.

Bitirirken minik bir soru:

Bugün Osmanlı’yı yüceltenler, Abdülhamit ve Vahdettin’e sahip çıkanlar, İstiklal Harbi’nde hangi safta olurlardı? Kuvâ-i Milliye’nin saflarında mı yoksa Kuvâ-i İnzibâtiyye’nin mi?