17 Aralık 2016 Cumartesi

KAYSERİ KATLİAMI

NE PADİŞAHIN IRZINA GEÇİLSİN
NE BAŞBAKAN PARMAKLANSIN
NE DE KUZULAR PARÇALANSIN
Kayseri katliamında can verenler istisnasız yoksul halk çocukları.
Askerliğini yapmayanın adamdan sayılmadığı,
Askerliğini yapmayana kız bile verilmeyen hayat ve din coğrafyalarının çocukları.
Dünyaya gözlerini açtıkları toprakların deyimiyle “kınalı kuzular”.
Eğitimleri en fazla ama en fazla lise ile noktalı sosyal coğrafyaların evlatları.
Otuz kırk yıl önce değil lise, orta mektep mezunu bile değillerdi.
Kur’an kursunu bitirmek yeterliydi onlar için.
***

Kışla kapısına vardıklarında nelerle karşılaşacakları, yüzlerce yıldır terennüm ve teganni edilen türkülerde kayıtlıdır:
Kışlaya vardım ki kapı kapalı
Binbaşılar durmuş eli sopalı
Önüne katmışlar körü topalı
Ano Yemendir
Gülü çemendir
Giden gelmiyor
Acep nedendir?
***

Naçizane, öğrenci ve subay olarak, genç ömrümün 12 yılı kışlada geçti.
Dolup boşalan kışlalarda beş bine yakın kuzunun anası babası kardeşi oldum.
Çanakkale “it durmaz” kışlasının kapısından içeri atılan ilk adım, bir kuzunun güncesine şöyle kaydedilmişti:
Bölük yoluna düştü çavuş ile onbaşı
Memleketin nere diye sordular
Memleketimi kaybettim komutanım...
***

Suruç Harapnaz Bölüğü’nde sınır bekçisi Trabzonlu Osman ise,
Memleketini yitirmiş olmanın hüznüyle,
“Yüksek bir Türk gencinden huzura takdimdir” başlıklı mektubunda ailesini şu dizelerle selamlamıştı:
Akşam oldu yine herkes huzursuz
Hudut bekleyecek ekmeksiz susuz
Açlığa neyse ya bir de uykusuz
Kahrolası seyyar çürüttü bizi...
***

Onlar,
Yani kendilerini kışlaya "teslim" eden ana babaların deyişiyle “kınalı kuzular”
Şiirin ustası Nazım’ın anlatımıyla:
Toprakta karınca, suda balık,
                        havada kuş kadar çokturlar;
Korkak, cesur, hakim ve çocukturlar
                        kahreden ve yaratan ki onlardır,
Onlar ki uyup hainin iğvasına
                        sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup kaçarlar evlerine
ve bir nice mürtede hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen,
ve merasimsiz ağlayan,
ve ana avrat küfreden ki onlardır...  
***

Nazım eksik söylemiş.
Beylik verildiğinde önce babasını asan;
Asacak babası yoksa padişahını sevenler de onlardır.
Hicri 1031 senesinde 18’indeki Padişah-ı Cihan Genç Osman’ı boğmadan önce üryan edip ırzına geçen askerler Seyahatname-i Evliya Çelebi’de kayıtlıdır.
Miladi 1961 yılında az sonra asacakları Başbakan’ı prostat muayenesi diye parmaklayan askerler de onlardır.
Kışlada dayak olmasın diye çırpınan sosyalist subayları darbe devrinde işkenceden geçiren, cezaevlerinde coplayan subay ve erat da onlar.
Ve gün gelip Kürt dağlarında kentlerinde “şehit” olan,
Şehit olamadıysa sınıf kardeşlerini “ölü” ele geçirenler de onlar...
Çatışmadan bir çoban çeşmesi başında karşılaşsalar,
Birbirlerini “şehit etmek”, “ölü ele geçirmek” yerine
Ekmeklerini bölüşecek olanlar da yine onlar...
***

Onlar ki,
Yoksul halk çocukları.
Ödeyecek bedeli olmadığı için “şehit” adayı,
“İnşallah size de şehitlik nasip olacak” diye tembihlenen,
“Ne mutlu ki şehit oldular” diye musalla taşına yatırılan fakir çocuklar.
Hayallerini teskere sonrasına ertelemiş delikanlılar.
Kayseri kışlasında tatlı bir telaşla çarşı iznine çıkacakken,
Çarşıda (memleketten gelmişlerse) anasıyla babasıyla yavuklusuyla hasret giderecekken,
Parçalanmış vücutlarıyla karanlığın sonsuz enginliğine,
Sessizliğin sonsuz dinginliğine uçan çocuklar.
***

Ah çocuklar çocuklar,
Duvarları devirin de
Yıkın gitsin hepsini
Ne böyle zulüm olsun
Ne böyle düşmanlıklar (Zülfü)...

11 Aralık 2016 Pazar

TAYYİP İSTANBUL KATLİAMINA SAHİDEN ÜZÜLMÜŞTÜR!

Katliamda babasını yitirmiş çocuğun gözleri her şeyi anlatıyor.
Öylesine sahici,
Tayyip’in yüz ifadesi ve bakışları da aynı sahicilikte!
Evet evet!
Tayyip’in yüz ifadesi ve bakışları da aynı sahicilikte!
Tayyip için böyle bir cümleyi nasıl kurabildiğimi soracak olana çok şey anlatırım.
Şu kadarını söyleyeyim: Üzüldüğü çocukları, yani polisleri kendi hassa alayının erleri, evlatları olarak görüyor. Gezi Direnişi sırasında gençlerin üzerine saldırttığı bu evlatlarını “Çanakkale destanı yazan kahramanlar” olarak nitelendirmişti. Malum, en zalim babalar bile evlatları öldüğünde insani bir refleksle üzülüp göz yaşı dökerler.
Darağacındaki Saddam da ömrünün son saniyelerinde insandı.
İnsanlığın ne zaman nerede tezahür edeceği kestirilemez!
***

İstanbul katliamında can verenler çoğunlukla polisler.
Yani, gözaltında işkence eden,
Gözaltında kaybeden,
“Hücre evi” operasyonlarında ölü ele geçiren,
Sokaklarda meydanlarda silâhsız yürüyenlere kıyasıya saldıran, öldüren, sakat bırakan,
Berkin’i, Abdo’yu, Ethem’i, Ali İsmail’i katleden üniformalılar...
İnsanı yaşadığı ülkeye küstüren polisler.
İşte o polislerin zulmünden nasîbini almış olan bizler,
İstanbul katliamında can veren polislere de üzülüyoruz.
***

Ne ki, polis bizlerle aynı duygudaşlık içinde değil.
Bizler, onların gözünde düşmanız.
Onlara öyle öğretiliyor,
Onlar da öyle belliyorlar.
Ne acı!
Biz, onları “emir kulu emekçiler” olarak görüyoruz.
Onlar bizleri başları ezilmesi gereken anarşistler, komünistler, solcular, dinsizler, Aleviler, Kürtler, kâfirler vs. olarak görüyorlar.
Çünkü öyle öğretiliyor onlara.
Yarın (hattâ onlar için) çıksak sokağa, yine bizlere saldıracaklar.
Yaşlı çocuk, genç ihtiyar, kadın erkek, engelli engelsiz, sendikalı sendikasız, işli işsiz, emekli emeksiz dinlemeden,
Coplarla, gazlarla, plastik mermilerle, TOMA'larla, hattâ gerçek mermilerle saldıracaklar.
Demokrasiyi, özgürlüğü, emeği, insan haklarını savunan bizlere sokakları dar edecekler.
Onlarcamızı yerde sürükleyecek, kemiklerimizi kıracak, tekmeleyecekler.
Ve bizler yine de onları “emir kulu emekçiler” olarak göreceğiz.
Çünkü kalbimiz solda atıyor,
Savaşın sömürünün, baskının ve zulmün,
Efendinin de kölenin de olmayacağı,
Kimsenin “emir kulu” olmayacağı,
Tüm insanların hakça özgür yaşayacakları bir dünya istiyoruz. 

7 Aralık 2016 Çarşamba

KÜRDİSTAN ÖZERK CUMHURİYETİ!

Medya, Başbakan Binali Yıldırım’ın Rusya ziyaretini haberleştiriyor.
Başbakan, Rusya Federasyonu’nda Tataristan Özerk Cumhuriyeti’ni ziyaret etmiş.
Tataristan’ın başkenti Kazan’da uçaktan kalpağıyla inerek sürpriz yapmış.
Türk-Tatar İş Forumu’nda konuşmuş.
“Dışarıda hava çok soğuk ama içeride yürekler sıcak” demiş, karşılıklı yatırımların önemini vurgulamış...
Rusya Federasyonu 21 özerk cumhuriyet, 88 federal birimden oluşuyor.
Özerk cumhuriyetlerden biri de Tataristan Özerk Cumhuriyeti.
Yanı sıra halkları Türkçe konuşan Başkurdistan, Tuva, Yakutistan, Hakasya, Karaçay, Kabardey, Altay gibi özerk cumhuriyetler de var.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri Rusya ziyaretlerinde bu özerk cumhuriyetlere de uğruyorlar mı acaba?
***


Haber metinlerinde “Rusya Federasyonu içinde Tataristan Özerk Cumhuriyeti” diye ifadelere rastlayınca...
Mesela, Rusya veya başka bir devletin Başbakanı Türkiye’yi ziyaret ediyor olsa.
Kürdistan Özerk Cumhuriyeti’ni de ziyaret edebilir mi?
Rusya Federasyonu içinde Tataristan Özerk Cumhuriyeti var ise,
Türkiye Cumhuriyeti içinde Kürdistan Özerk Cumhuriyeti olabilir mi?
Irak’ta da var ya!
Mesela işte.
***

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 İzmit basın toplantısını hatırlamamak elde değil.
Gazi, o basın toplantısında demiş ki:
“Başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok Anayasamız gereğince zaten bir çeşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendileri için sorun çıkarırlar. Şimdi TBMM, hem Türklerin hem de Kürtlerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur. Ve bu iki öğe, bütün çıkarını ve bütün yazgılarını birleştirmiştir. Yani, onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmek doğru olmaz.”
Mustafa Kemal böyle konuşmuş olsun olmasın?
Milyonlarca nüfusa sahip bir halkın kendi kaderine hükmetme hakkı nereye kadar inkâr edilebilir?
Çok yakın tarihte ana dillerini konuşmaları bile yasaklanmıştı.
Tarihte görülmemiş bu insanlık ayıbı yasalardan silineli çok olmadı.
Kürtçe hâlâ tam anlamıyla özgür değil.
***

Uzak coğrafyalarda nüfusu 10 bini ancak geçen halklar bile kendi kaderlerine hükmedebilirken, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde vurmak, ölü ele geçirmek, şehirleri harabeye çevirmek, dağı taşı bombalamak çözüm müdür?
Konuşarak çözüm aramak yerine genç ölülerin cesetleri üzerinden ümmetçilik ve milliyetçilik ticareti yapmak insanlıkla bağdaşır mı?
“Rusya Federasyonu içinde Tataristan Özerk Cumhuriyeti” olabiliyorsa?
Irak içinde Kürdistan var ise,
“Türkiye Cumhuriyeti içinde Kürdistan Özerk Cumhuriyeti” olamaz mı?
Olamıyorsa, olması istenmiyorsa...
Bulgaristan’da, Kıbrıs’ta, Irak’ta Türkler için istenen haklar ve statü Türkiye’nin Kürtlerinden niçin esirgenir?
Kafa göz yarmadan, kana susamadan, kan dökmeden düşünmek tartışmak gerekmez mi?
Yetmedi mi 40 bin tabut?