20 Ocak 2015 Salı

İSLAM BARIŞ DİNİ MİDİR?

Din, insanın doğa karşısında bilgisizliğinin, korkusunun, adaletsiz toplum düzeni karşısında çaresizliğinin ve kurtuluş umudunun teolojisidir. Sosyolojik olgu olarak da dinler tanrıya ulaşma ve bütünleşme ritüelleri dışında dünyevî yaşamı düzenleyen ideolojilerdir. Dinlerin asıl işlevi de bireysel ve toplumsal yaşamı düzenlemektir.
Sınıflı toplumda ideoloji olarak din ezilenlere, “öteki” dünyada cennet vaadiyle bu dünyada sabretmeyi, azla yetinip şükretmeyi, kadere boyun eğmeyi telkin eden mutluluk illüzyonudur. Karl Marks’ın ifadesiyle “Din, gerçek ıstırabın dile getirilişi,  gerçek ıstıraba karşı protestodur. Ezilen kulun ahıdır din, taş kalpli dünyanın kalbi, ruhsuz toplumsal durumun ruhudur.”
Egemen sınıflar için ise din toplumsal eşitsizlikleri, mülk sahibi sınıfların sömürüsünü ve egemenliğini meşrulaştırma ideolojisi ve pratiğidir. Bu bağlamda günümüz dinlerinin ortak özelliği, erkek egemen düzeni ve egemen sınıfın çıkarlarını kutsayıp meşrulaştırmalarıdır. 
***

Dinsel tarih kan ve gözyaşı tarihidir
Dinlerin barışçı olup olmadıkları da bu ön kabuller ışığında değerlendirilmelidir.
Sınıflı toplum tarihinde barışçı bir dine rastlamak olanaksızdır. Sınıflı toplum tarihi neredeyse dinler savaşı olarak yaşanmıştır. İlk çağ uygarlıklarından geriye kalan, neredeyse sadece din savaşları efsaneleridir. Köleci toplumların çok tanrılı dinlerindeki en güçlü tanrı, savaş tanrısıydı. Savaş tanrısı Tevrat’ta Yehova olarak zuhur etti. İslamiyet dünyayı 'dar-ül İslam' ve 'dar-ül harb' diye ayırdı, cihat adı altında savaş ve istila yoluyla yayıldı. Hıristiyanlık deyince akla ilk olarak Haçlı Savaşları ve Engizisyon terörü gelir. Kapitalizm çağında, Einstein’ın dediği gibi, “dinsel çılgınlığın yerini milli çılgınlık aldı.” Milli çılgınlık eseri savaşlar kilise tarafından kutsanıp meşrulaştırıldı. Hıristiyanlar kendi içlerinde birbirlerini katletmenin yanı sıra sömürgelerde yerlilerin milyonlarcasını katlettiler ya da köleleştirdiler…
***

Savaş ve aile içi husumet ayetleri
Dinler tarihi savaş tarihi olduğu gibi dinler, söylem olarak da barışçı değildir. Ortodoks İslam’ın temel kaynağı Kur’an sayfalarında da savaşı ve öldürmeyi emreden çok sayıda ayet vardır. Öyle ki, farklı inançtaki aile bireylerine dostluk gösterilmemesini telkin eden ayet bile vardır.
“Küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” (Tevbe 23)
 “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır.” (Maide 51)
 “Müşrikleri nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.” (Bakara 191)
“Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (Bakara 193)
“Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan (münafıklardan) dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün.” (Nisa 89)
“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden sürülmeleridir.” (Maide 33)
“Haram aylar çıkınca, Allah’a ortak koşanları bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın.” (Tevbe 5)  
“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” (Tevbe 29)
“Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın.” (Tevbe 36)
“Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol.” (Tevbe 73)
“Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler.” (Tevbe 111)
“Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler.” (Enfal 65)
“Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz.” (Enfal 67)
“Münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.” (Ahzap 60-61)
***

Savaşçı Peygamber Savaşçı İslam
Bu Kur’ani emirlerin yanı sıra, erken dönem siyer yazarı İbn İshak’a göre Muhammed, komuta ettiği gazvelerin 9’unda bizzat savaşmıştır. İslam tarihçilerine göre Muhammed, Medine’de geçen on yıllık ömründe 25 gazveye komuta etmiş, 50 de seriye (akıncı birliği) göndermiştir.
Esasen İslam tarihi, Kureyş’in aristokrat aileleri (Haşimiler, Emeviler, Abbasiler) arasındaki iktidar savaşının tarihidir. Yüzlerce yıl süren bu iktidar savaşında ilk dört halifeden üçü bizzat Müslümanlarca öldürüldü. Peygamberin bir düzine torunu, kafası kesilerek katledildi. İslami inanç haritası bu aileler arasındaki kavgayla şekillendi. İslam coğrafyasının en büyük iki nehri Sünnilik ve Şiilik, bu iktidar savaşında akan kan ve gözyaşıyla kabardı. Bugün de her gün ortalama 900 dolayında Müslüman, dindaşlarınca katledilmektedir. Katil de maktul de Allahu ekber diye haykırmaktadır…
***

Barışçı İslam nerede aranmalı?
Savaşı, öldürmeyi, istilayı, ganimeti ve haracı kutsayıp emreden bunca ayetin yanında bir de “İsrailoğulları’na şunu yazdık: Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu hâlâ aşırı gitmektedir.” (Maide 32) ayeti vardır. Böyle bir ayet de vardır da, teselli ayeti midir, ne kadar sadra şifadır ve Müslümanlarca ciddiye alınmıştır? Sorunun yanıtı İslam tarihinde kayıtlıdır.
Sözün özü, dinler tarihi kan ve gözyaşı tarihidir. Hangi dinden olursa olsun şeriatlar, savaş ve istila yoluyla yayılmayı, ganimeti ve haracı kutsadılar, sözde tanrı adına insanlığı hep savaştırdılar. Dinler arası savaş bugün de kapitalizmin ideologları ve silah tacirlerince “medeniyetler çatışması” diye tahrik edilmektedir.
Dinler tarihi kan ve gözyaşı tarihidir. İslam’ın barış dini olduğu, Allah’ın Kur’an ayetleriyle insanları sevgiye, huzura ve güven dolu bir hayata davet ettiği, Kur’an ahlakının egemen olduğu bir toplumda kavga ve çatışmaya kapalı, uzlaşmacı, insancıl, düşünce ve inanç özgürlüğüne saygılı bir hayat yaşanacağı yolundaki tüm propagandaya karşın Ortodoks İslam, bu tarihsel realitenin istisnası değildir. Her fırsatta İslam’ın barış dini olduğunu propaganda eden siyasetçilerin, ikiyüzlülüğe ihtiyaç duymadıkları ortamlarda “Minareler süngümüz./ Camiler kışlamız. / Kubbeler miğferimiz./ Müminler askerimiz.” diye coşkuyla hamasete sarılmaları ibret vericidir.
Her şeye karşın İslam’ın barışçı ve özgürlükçü bir damarı aranacaksa, Ortodoks İslam’da değil, savaşı ve öldürmeyi emreden ayetlerden habersiz, dinin salt ibadet olarak yaşandığı halk İslamı ile Bâtınî yoruma yaslanan Tasavvuf İslamında aranmalıdır.
Bu yazının son cümlesi olarak söylenmeli ki,
Asıl kâbe insandır!
Asıl kâbe doğadır!

6 yorum:

  1. Asıl Kabe doğadır!... demişsin Rahmi.
    "İnsanlar ne kadar doğaya uygun yaşrlarsa o kadar az hata yaparlar-Çiçero"

    Doğal olanın (doğaya uygun olanın) mükemmelliği hiçbir şeyde yok. Yüreğine sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. İSLAM BARIŞ DİNİ MİDİR?

    _*"Din, insanın doğa karşısında bilgisizliğinin, korkusunun, adaletsiz toplum düzeni karşısında çaresizliğinin ve kurtuluş umudunun teolojisidir. Sosyolojik olgu olarak da dinler tanrıya ulaşma ve bütünleşme ritüelleri dışında dünyevî yaşamı düzenleyen ideolojilerdir. Dinlerin asıl işlevi de bireysel ve toplumsal yaşamı düzenlemektir.”*_

    Her fırsatta İslam’ın barış dini olduğunu propaganda eden siyasetçilerin, ikiyüzlülüğe ihtiyaç duymadıkları ortamlarda
    “Minareler süngümüz.
    Camiler kışlamız.
    Kubbeler miğferimiz.
    Müminler askerimiz.”
    diye coşkuyla hamasete sarılmaları ibret vericidir.

    Her şeye karşın İslam’ın barışçı ve özgürlükçü bir damarı aranacaksa, Ortodoks İslam’da değil, savaşı ve öldürmeyi emreden ayetlerden habersiz, dinin salt ibadet olarak yaşandığı halk İslamı ile Bâtınî yoruma yaslanan Tasavvuf İslamında aranmalıdır.
    Bu yazının son cümlesi olarak söylenmeli ki,

    Asıl kâbe insandır!
    Asıl kâbe doğadır!

    _*"Bir taraftan dincilere isyan eden kitap! bir yandan sürekli yasaklar koyar!"*_

    YanıtlaSil
  4. bi bakın isterseniz, kafanız epey karışık

    islamicevaplar.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ilginize.
      Kafası karışık olan kim?
      Bin dört yüz yıldır, hangi ayetin ne anlama geldiği, gelmesi gerektiği konusunda yüzlerce mezhep ve tarikata bölünen ideoloji ve savunucuları mı?
      Bin dört yüz yıldır, taharetlenirken makata kaçan birkaç damlanın orucu bozup bozmayacağı konusunda hala fikir birliğine varamamamış ümmet mi?
      Savaş ve öldürmeye dair onca ayeti inkar mı ediyorsunuz?
      Kafası karışık olan kim?
      Siz kendinize bakın!

      Sil