16 Kasım 2017 Perşembe

HANGİSİ VATANSEVER? VAHDETTİN Mİ, ATATÜRK MÜ?

Bir 17 Kasım günü İngiliz zırhlısıyla ülkeyi terk eden Padişah Vahdettin'in hain olup olmadığı tartışmasını Bülent Ecevit başlattı. Vahdettin’le uzaktan akraba olduğunu söyleyen Ecevit’e göre, “Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’na açıktan olmasa bile belirgin şekilde destek oldu. İstanbul’dan ayrılacağı zaman devletin elinde külliyetli altın ve para vardı. O, çok az bir miktar aldı. İstese tümünü alabilirdi. ” (Zaman, 16 Temmuz 2005)
Vahdettin’i hiçbir zaman “hain” olarak görmediğini söyleyen Ecevit, “Atatürk, padişahın ve sadrazamın bilgisi ve onayı olmasaydı Ankara’ya gidemezdi” (Milliyet, 19 Temmuz 2005) diyerek sözlerini pekiştirdi;  Vahdettin olmasa Kurtuluş Savaşı başlamazdı” demeye getirdi.
Ecevit’in bu çıkışından sonra kanaat önderleri işi gücü bıraktı, Vahdettin’i tartışmaya başladı. Hâlâ da Vahdettin tartışılıyor.
İslamcı çevreler sevinçli, “80 yıllık bir tabuyu yıktı” diye Ecevit’e alkış tutuyor; Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesine ve barışmasına Ecevit’in büyük hizmet ettiğini yazıp çiziyor.
Sözüm ona laik medya ve yönetici elit ise çoğunlukla, Atatürk’e sahip çıkıyor.
Beni asıl şaşırtan da, medyanın ve yönetici elitin Atatürk’e sahip çıkması oldu.
Şaşırtıcı! Çünkü, zaman makinesi gerçek olsa ve mütareke günlerine gidebilsek, hiç kuşkusuz, bugünün yönetici eliti ve sermaye medyası, Mustafa Kemal’in ve Kurtuluş Savaşı’nın karşısında, Vahdettin’in yanında yer alırdı.
Bir çelişkiden söz etmiyorum.
Fikrimde ısrarlıyım. Bugünün yönetici eliti ve sermaye medyası, Mustafa Kemal’in ve Kurtuluş Savaşı’nın karşısında, Vahdettin’in yanında yer alırdı. Çünkü, zaman makinesi gerçek olsa Vahdettin de bugünlere gelebilse, ülkeyi aynen bugünkü gibi yönetirdi.
Yani, o günlerde ülkeyi İngiliz mandasına sokmak istediği gibi bugün de Avrupa Birliği’ne sokmaya çalışırdı.
O günlerde işgalcilerle işbirliği yaptığı gibi bugün de ülke topraklarını ABD’ye üs olarak verirdi; ABD’nin Irak’taki cinayetine ortak olmak isterdi; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmasını imzalamayan ABD ile sözüm ona stratejik ortaklık peşine düşerdi.
Birinci Dünya Savaşı koşullarında kaldırılan kapitülasyonları yeniden kabul ettiği gibi bugün ekonomiyi IMF’ye teslim ederdi; kamu malı işletmeleri yerli yabancı özel sermayeye peşkeş çekerdi.
Türkiye bugün Vahdettin kafasıyla yönetiliyor; ama, yönetici elit ve sermaye medyası Vahdettin’i değil Atatürk’ü bayrak ediniyor. Çünkü, Ecevit’in yaptığı gibi henüz açıktan açığa Vahdettin’i vatansever ilan edecek  moral güce sahip değil. Bir süre daha (Süleyman Demirel’e göre 100 yıl daha) Atatürk’e ihtiyaçları var. İhtiyaç kalmadığında asıl hainin Vahdettin değil, Atatürk olduğunu da söyleyecekler.
İhtiyaçları kalmadığında Atatürk’ü hain ilan edeceklerinden kuşku duymuyorum. Nitekim, eşine az rastlanır bir takiyye ile Atatürk’e sahip çıkan sermaye medyası, Vahdettin’in dürüst ve namuslu olduğunda, İngilizlere sığınırken Hazine’yi talan etmediğinde, böyle dürüst ve namuslu bir padişahın hain değil, olsa olsa aciz olabileceğinde ağız birliği etti. Böylece, ilerde Vahdettin’in vatansever olduğunu söyleyebilmenin ön hazırlığını yaptı.
 ***

“Dürüst ve namuslu” hain
Söylendiği gibi Vahdettin dürüst ve namuslu olsa bile, Kurtuluş Savaşı karşısındaki tutumu hiç de dürüst ve namusluca değil.
Doğru, Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderen Vahdettin ama Kurtuluş Savaşı vermesi için değil, kendi mülkü saydığı devleti kurtarması için.
Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderen Vahdettin ama gerçek niyeti ortaya çıkıncı peşinden idam fermanı gönderen de Vahdettin.
Kuvayı Milliye’yi “bir avuç eşkıya” diye niteleyip karşısına Kuvayi İnzibatiye’yi çıkartan, iç savaş yoluyla binlerce kişiyi kırdıran da Vahdettin.
Mustafa Kemal ülkeyi işgalden kurtarmak için savaş verirken, işgalcilerle işbirliği yapıp ülkeyi İngiliz mandasına teslim etmek için teklifte bulunan da Vahdettin.
Nihayet, Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşınca, işgalciye sığınıp ülkeden kaçan da Vahdettin.
Tarih, elbette galipler tarafından yazılır ve galiplerin yazdığı tarihte birçok nokta karanlıkta bırakılır. Bu bakımdan kurtuluştan sonra yazılan resmi tarihte her şeyin yüzde yüz doğru anlatıldığı savunulamaz. Ama, tarihin karanlık bölgesi aydınlatılsa bile, Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı karşısındaki konumunu değiştirecek bilgi belge çıkmaz. Hangi bilgi belge gizlenmiş olursa olsun, Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı karşısındaki reel tutumu sadece galiplerin tarihinde değil, mağlup işgalcilerin tarihinde de böyle kayıtlıdır.
Anlaşmazlık, bu tutumun nasıl adlandırılacağında çıkar. Taraflar, kendi dünya görüşlerine göre adlandırırlar. Sınıfsal ve ulusal pencereden, sosyalizm ve yurtseverlik penceresinden bakarak sormak gerekir: Ülkeyi, halkın ortak evini işgal eden zorba ile işbirliği yapmak ihanet değilse nedir?
 ***

Vahdettin’e neden “vatansever” diyorlar?
Peki bunca yılın politikacısı devlet adamı Ecevit birden bire neden bu çıkışı yaptı?
Sermaye medyası ve yönetici elite göre, Ecevit yazmakta olduğu tarih kitabına şimdiden müşteri çekmek için böyle bir çıkış yapmış olabilir.
Ecevit’in ahir ömründe bile siyasetten kopamadığını, İslamcı çevrelere şirin gözükmek için Vahdettin meselesini ortaya attığını söyleyenler olduğu gibi, yaşlılıktaki zihinsel performans düşüklüğü nedeniyle böyle dediğini söyleyenler de oldu.
Bana sorulursa, Ecevit’in Vahdettin’le ilgili çıkışı bir acizler dayanışması.
Vahdettin ve Ecevit, fiziki benzerliğin yanı sıra karakter olarak da benziyorlar.
İkisi de birey olarak kibar, ürkek, kararsız, dürüst, namuslu, ama aciz.
Aciz oldukları için ülkeye kötülük etmekte birbirlerinden geri kalmadılar.
Vahdettin zamanında dış zorbalar ülke topraklarını paylaşmaya giriştiler, başaramadılar. Ecevit zamanında dış zorbaların uzantısı iç zorbalar ülke ekonomisini talan etmeyi başardılar.
İkisi de acizliklerini kabul etmeyip, memleketi batırma pahasına koltuğa yapıştılar. Vahdettin Damat Ferit’in hainliğini fark edemedi; iki yıl birlikte çalıştığı Kemal Derviş’in tıynetini fark edemeyen Ecevit de yolsuzluk suçlamasıyla Yüce Divan’a en çok bakan kaptıran başbakan oldu.
Sonuçta Ecevit, bilinçli ya da bilinçsiz, belki de ilerde Vahdettin muamelesi görmemek için, acizlerin dayanışması refleksiyle akrabası Vahdettin’i aklama çaresine sarıldı.
Dinci çevreler Ecevit’e müteşekkir.
Yönetici elit ve sermaye medyası mütereddit; Vahdettin’in dürüst ve namuslu olduğunu söylüyor, “vatanseverdi” demeye hazırlanıyor.
Peki, neden dürüst davranıp, Vahdettin’e şimdiden  vatansever” demiyorlar?

Yanıt: Mustafa Kemal’e henüz “hain” diyemedikleri için!
Rahmi Yıldırım
 29 Temmuz 2005

Not: 12 yıl önce bir televizyon programında Bülent Ecevit'in "Bana göre Vahdettin hain değildi" demesiyle başlayan tartışma üzerine kaleme alınmıştır.

2 yorum:

  1. Sevgili Yıldırım, sağ olun. Vahdettin konusunda Turgut Özakman'ın ilgili kitabındaki belgelere karşın eveleyip geveleyenlerin iyi niyetlerinden kuşku duyarım. Saygılar. Günay Güner

    YanıtlaSil
  2. Sevgili dostum Günay, çok selam.

    YanıtlaSil