FETÖ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FETÖ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2023 Çarşamba

SU UYUR HULUSİ AKAR


SUNUŞ VE TEŞEKKÜR

Bu kitap, eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hulusi Akar’a hakaret iddiasıyla açılan davanın duruşmalarında yaptığım açıklamalardan (adliye sözlüğündeki ifadeyle, savunmalarımdan) oluşuyor.

Böyle bir kitap yazma fikri hiç ama hiç yoktu gündemimde. Ne zaman ki, “Genelkurmay Başkanı için çok üzülüyorum!” başlıklı yazım aleyhine “Hulusi Akar’a hakaret” iddiasıyla dava açıldı; kitap yazmayı o anda düşünmeye başladım.

Yazının tamamı hakaret sayılmıştı; 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmam isteniyordu. Duruşmalarda suçlamaya yanıt verirken, kendimi savunmaktan çok (iddianamedeki suçlamanın sınırı içinde kalarak) Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 12 Eylül 1980 darbesinden sonra geçirdiği dönüşümü ve bu dönüşümde Hulusi Akar’ın rolünü sorguladım; yakın tarihe “kumpas davaları” olarak geçen Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davalarında ve 15/16 Temmuz 2016 gecesinde Hulusi Akar’ın nasıl hareket ettiği sorusuna odaklandım. Ayrıca, davanın bir ihbara dayandırılması nedeniyle, Türkiye’nin nasıl bir ihbar cehennemine döndüğüne de kafa yordum.

Bu sorgulama yoğun bir araştırma ve okumayı gerektiriyordu. Bu araştırma sırasında, Balyoz Davası sanıklarından E. Kurmay Albay Mustafa Önsel’in “Ağacın Kurdu” adlı kitabı ile asker kökenli gazeteci yazar Yavuz Selim Demirağ’ın “İmamların Öcü” adlı kitabı, 15 Temmuz Darbe Genelkurmay Çatı İddianamesi, Genelkurmay Bilirkişi Heyeti’nin Fetullahçı Terör Örgütü ve Türk Silahlı Kuvvetleri başlıklı raporu, TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu Tutanak Dergisi, TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu Raporu hep elimin altında oldu. Bu vesileyle Mustafa Önsel, Yavuz Selim Demirağ ve Genelkurmay Bilirkişi Heyeti Başkanı Nerim Bitlislioğlu’na teşekkür ederim.

Demirağ’ın kitabında Hulusi Akar Kara Harp Okulu Komutanı iken (2002-2005) okulda neler olup bittiğine ilişkin son derece dikkat çekici anlatımlar var. Akar’ın KHO Komutanlığı’na atanmasıyla birlikte yoğun bir baskı atmosferi oluşmuştur; öğrenciler kendi aralarında “Su uyur Hulusi Akar” diye espri yapmaktadırlar. Bu espri “Su uyur düşman uyumaz” atasözünden üretilmiştir. Bu atasözünde geçen ‘su’ aslında ‘sü’dür, yani askerdir; zamanla telaffuzu değişmiştir. Elinizdeki kitabın adı Yavuz Selim Demirağ’ın aktardığı bu espriden çıkmıştır.

Geçerken belirtmeliyim, TSK’nin dönüşümü ve 15/16 Temmuz gecesinin karanlığı sadece Hulusi Akar’ın sorgulanmasıyla aydınlatılamaz. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan olmak üzere ilgili diğer kişi ve kurumların da sorgulanması gerekir. Bu sorgulama yapılmadan, 15/16 Temmuz 2016 gecesinin karanlığı aydınlatılmadan Türkiye’de demokrasinin inşasına başlamak mümkün değildir.

Özetle, kitap Hulusi Akar’a hakaret iddiasıyla açılan davanın duruşmalarındaki açıklamalarımı içermektedir. Yargılama beraat kararıyla sonuçlandı. Açıklamalarıma Hulusi Akar ve avukatları gerek duruşmalarda gerekse dosyayı istinafa taşırken karşılık veremediler. Akar’ın istinaf talebi, beraat kararında usule veya esasa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle esastan reddedildi.

Kitaba dönüşen savunmayı hazırlarken düzeltileri, eleştirileri ve önerileriyle katkıda bulunan Metin Aksoy ile Aytül Gürtaş’a, duruşmaları izleyerek destek veren dostlarıma, kitabı yayımlayan Galeati çalışanlarına çok teşekkür ederim.

Duruşmalarda düşünce ve ifade özgürlüğünü güçlü şekilde vurgulayan avukat dostlarım Mehmet Kayagil, Hüseyin Özcan, Ercan Sadık İpekçi, Meliha Selvi ve Ozan Yılmaz’a ayrıca teşekkür ediyorum.

Kitap, ülkemizde demokrasinin önünde engel haline gelen resmi 15 Temmuz anlatısına alternatif bir bilinç ve anlatı çabasına katkıda bulunursa amacına ulaşmış olacaktır.


İÇİNDEKİLER

GEN. KUR. BAŞKANI İÇİN ÇOK ÜZÜLÜYORUM!

BİRİNCİ BÖLÜM

MUHBİRLER CUMHURİYETİ

    Sayın muhbir vatandaş

    Ailede muhbirlik

    1984’ün Okyanusyası 2000’lerin Türkiyesi

    Muhbir ev sahipleri kiracılar komşular

    Sokakta otobüste muhbirlik

    Berberde muhbirlik

    Konserde muhbirlik

    Üniversitede muhbirlik

    Katil muhbir

    Muhbirler cumhuriyeti

    Kendi kendini ihbar

    Ben de kendimi ihbar ettim

    Engizisyon ihbara dayalıydı

    Sayın muhbir vatandaşa mektup


İKİNCİ BÖLÜM

KUMPAS DAVALARINDA HULUSİ AKAR

    Allah belasını versin mi deseydim?

    Gaflet kalleşlik ihanet

    Cemaat’ten FETÖ’ye kumpas davaları

    Kumpas davalarının sahte delilleri

    Kumpas ile darbecilerin yolu açıldı

    Kumpas davalarında Hulusi Akar

    Hulusi Akar’ın hızlı yükselişi

    Hulusi Akar’ın iyi çocuğu firarda

    Hulusi Akar’a Fetullahçı iması

    Casusluk Davalarında Hulusi Akar

    Müptezel yazara taziye

    Şeriatçı yazara ziyaret

    Hulusi Akar’dan Alevilere Karşı Ayrımcılık

    Kafama sıksam daha iyi

    Çuvalcı Amerikan generalinden madalya


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

15 TEMMUZ’DA HULUSİ AKAR

    15 Temmuz’da ikili mi oynadı?

    15/16 Temmuz gecesi

    15/16 Temmuz gecesinde Hulusi Akar

    15/16 Temmuz’da kuvvet komutanları

        KKK Orgeneral Salih Zeki Çolak

        HKK Orgeneral Abidin Ünal

        DKK Oramiral Bülent Bostanoğlu

        Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi

        Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler

        ÖKK Tümgeneral Zekai Aksakallı

        Darbeyi ihbar eden Binbaşı O.K.

        15 Temmuz gecesinde bir Mehmetçik

Esir düşen komutan TSK’yi yönetebilir mi?

15 Temmuz kontrollü bir darbe miydi?

FETÖ’nün TSK’yi ele geçirmesi

FETÖ TSK’yi ele geçirirken Hulusi Akar

Komutan sorumluluğu ve Hulusi Akar

Hulusi Akar 15 Temmuz’u aydınlatır mı?

Genelkurmay Başkanı’nın görevi

12 Eylül’de bile

QUO VADİS TSK?

KAYNAKÇA


25 Ağustos 2022 Perşembe

ALİM İLİMLE ZALİM ZULÜMLE YÖNETİR

Süleyman Soylu (SS) adında bir TC yurttaşı var. Özel bir tanışıklığım yok. Yazıya konu etmeye değmez ama ne yapalım ki İçişleri Bakanı olarak hayatımıza hükmediyor. Bu da yeterince can sıkıcı. 

Can sıkıcı olması şundan. Adam içişleri bakanı. En sıradan kapitalist demokraside bile siyasetçi dediğin biraz makamını hak etmeli, makamın gerektirdiği vakar, ciddiyet ve donanıma sahip olmalı değil mi? Benim kızmamın nedeni tam da bu. Yani adam içişleri bakanı olacak vakar, ciddiyet, tutarlılık ve donanıma sahip değil. Bu yüzden sokakta karşılaşsak, selam vermeden geçer giderim. Daha doğrusu hak ettiği en ağır lisan ile muaheze eder, öyle geçerim.

***

SİYASİ VE AHLAKİ TUTARLILIK FUKARASI 

Sokakta karşılaşmak kısmet olur mu, bilemiyorum. Yazı ile muaheze edeyim hiç olmazsa.

En başta siyasi ve ahlaki tutarlılık fukarası. Siyasete 1987’de DYP Gençlik Kolları’nda başlamış. DYP ile ANAP 2000’li yıllarda birleşip Demokrat Parti (DP) adını alınca, olmuş partiye Abdurrahman Çelebi; 2008’de bu partinin genel başkanı seçilmiş. DP genel başkanı olarak nasıl da iddialıymış o yıllarda; kendisine rakip olarak dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı seçmiş, vermiş veriştirmiş:


“Başbakan at üstünde durmayı nasıl beceremediyse, ülke yönetmeyi de aynı şekilde beceremiyor.”

“Paçalarından yolsuzluk akıyor.”

“Başbakan kendisini padişah olarak görmek istiyor. Ülkemizde sadaka kültürü var.”

Recep Tayyip Erdoğan’a bunları söyledikten sonra çok geçmemiş, 5 Eylül 2012’de AKP’ye katılmış. Sonrası bilinen hikâye: “Recep Tayyip Erdoğan’ın bir neferiyim. Hangi görevde olursam olayım Recep Tayyip Erdoğan’ın neferi olarak hayatıma devam edeceğim.”

O sadakatle önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, altı yıldır da İçişleri Bakanı…

Metamorfozun bu kadarı doğanın sevimli canlısı bukalemuna yaraşır da akıl, idrak, bilgelik, vicdan ve onur sahibi olduğu varsayılan homosapiens’e yaraşır mı? Yaraşmadığını anlatsam SS ibret alır mı? Boşuna bir çaba olur sanırım!

***

GÜVENLİK BİLMEDEN İÇ GÜVENLİK BAKANI


SS’e sadece siyasi bukalemunluğundan dolayı kızmıyorum. Kızgınlığımın asıl nedeni, SS’in içişleri bakanlığı yapacak donanıma ve kültüre sahip olmaması. Böyle bir donanım ve kültüre sahip olmadığını zaten kendisi itiraf etti. Aynen “Sayın Cumhurbaşkanımız içişleri bakanlığı görevine getirdi beni. Ben ömrümde bir tek güvenlik makalesi okumamış bir adamım. Okumadım yani. Ben içişleri bakanlığı ile ilgili bir şey biliyorum dersem yanlış olur” diye anlattı. Hani derler ya, ilim sahibi ilimle, zulüm sahibi zulümle idare eder; SS’inki de o hesap. İçişleri Bakanı olarak asli görevi ülkenin iç güvenliği ama güvenlikten anladığı devlet şiddetinden ibaret. Hukuk devletinin değil, kanun devletinin bile değil zorbalık rejiminin nazırı. Kendini bilen bir içişleri bakanı, “Metruk bina var ama muhtar ‘mahkeme kararı var, yıkamıyoruz’ diyor. Arkadaş sen gece yık, mahkeme kararı arkamızdan gelsin!” şeklinde bir cümle kurmaz ama SS pervasız, böyle talimat verebiliyor. 

Anayasa Mahkemesi (AYM), Edirne’de ÖDP il binasına asılan “Hırsız katil AKP” yazılı pankartı düşünce ve ifade özgürlüğü saydı. SS, “AYM’nin kararı Türkiye’ye ait değil, Norveç’e ait. AYM’nin kararları terörle mücadelede bizi gönülsüzleştiriyor” diyerek tepki gösterdi. Böyle derken Türkiye’yi Norveç’teki özgürlüklere layık görmediğini itiraf ettiğinin farkında değil. Pervasızlık, donanımsızlık ve gaflet bu denli yani.

O pervasızlık ve nobranlıkla Ankara Yüksel Caddesi’ndeki insan hakları anıtını bir ara çepeçevre kuşattı. Oysa o anıt, dert anıtı olmuştu. Kim ne derdi var, anıtın etrafında toplanıp anlatıyordu. Ben de ADAM-DER Kurucu Başkanı olarak kaç kere o anıt önünde darbezede asker yoldaşlarla toplanıp, kitlesel basın açıklaması yapmıştım. SS anıtı çepeçevre kuşattı, derdini dökmek isteyenleri coplattı, coplatıyor. SS gelinceye değin sadece İnsan Hakları Anıtı değil, TBMM’nin Dikmen ve Çankaya kapıları da dert kapıları olmuştu. Şimdi değil bu yerlerde, neredeyse hiçbir yerde derdini anlatamıyorsun. Norveç’te anlatabilirsin ama kendi memleketinde anlatamazsın!

***

SS’İN SUÇLULAR ALBÜMÜ


Bunların her biri akıl, idrak, bilgelik, vicdan ve onur sahibi bir sapiensi utancından yerin dibine sokmaya yeter ama ne yapalım ki burası Türkiye, yetmiyor işte! İçişleri Bakanı olarak iç güvenlikten sorumlu, polislerin amiri ama nerede bir suçlu yakalansa SS ile fotoğrafı çıkıyor. Mafyadan aylık alan siyasetçi olduğunu söylüyor, yakalaması gerekirken kim olduğunu gizliyor. Bu suskunluk nedense AKP yöneticilerini ve milletvekillerini hiç rahatsız etmiyor…

Bir de akçalı söylentiler var ki, gelmiş geçmiş hiçbir içişleri bakanı bu gibi söylentilere konu olmamıştı. Medyada çokça yazıldı. Gazeteci Yazar Mehmet Yılmaz “mübarek cuma soruları” başlığı altında yıllardır yazıp soruyor. Ben özetleyerek anımsatayım.


Söz konusu akçalı iş, iş adamı (SBK kod) Sezgin Baran Korkmaz’la ilgili. SBK hakkında, kara para aklama ve dolandırıcılık suçlamasıyla soruşturma açılıyor; yurtdışı ve mal varlığı yasakları peş peşe geliyor. Derken, (sonradan Adalet Bakanı Yardımcısı yapılan) bir savcı ile bir hâkim, olmayan bir MASAK raporunu gerekçe gösterip, SBK’nin mal varlığı üzerindeki tedbiri ve yasağı kaldırıyorlar. SS de, SBK’yi bakanlığa çağırıyor; sadece bir gün sonra SBK yurtdışına çıkıyor; çıkışın ardından tekrar dava açılıp hakkında arama ve tutuklama kararı çıkarılıyor. Avusturya’da tutuklanan SBK, ABD’ye veriliyor. Bu süreçte gazeteci kılıklı birisi, kendisinden SS’e verilmek üzere 10 milyon Euro istemiş. Mehmet Yılmaz’ın yazdığına göre SS, 10 milyon Euro istemekle kalmamış, devletin polisini mafya tetikçisi olarak kullanmış…

SS’in 2017 referandum kampanyasında SBK’ye ait lüks uçakla seyahat ettiğini de bu vesileyle anımsatmış olayım.

***

VATANA MİLLETE GEÇMİŞ OLSUN

Bu söylentiler aylardır yıllardır ulu orta konuşuluyor yazılıyor ve SS hâlâ bakanlık koltuğunda oturuyor. Bir de sütten çıkmış ak kaşık gibi onu bunu vatana ihanetle, FETÖ’cülükle suçluyor, kendisine bağlı kurum ve tesislerde içkiyi yasaklıyor, din ticareti yapmaktan da geri durmuyor. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Subay ve Astsubay Öğrencileri Mezuniyet Töreni’nde mezunlara seslenmiş: “Benim sizden isteyeceğim bir tek şey var. Bir arkadaşınız, bir ağabeyiniz olarak söylüyorum, Allah rızası için abdestli çıkın, Ayet’el Kürsi'lerle çıkın. Biliniz ki Allah sizin muhafızınızdır.”

Dağarcığında hukuk ve ilim olmayan vasıfsız siyasetçilerin ucuz söylemine sarılmış SS de. Hani yanmaz kefen ve rüyada peygamberi gösteren terlik satan din tüccarı cüppeli bir şarlatan var ya, ondan başkası sahip çıkmamış SS’in dindarlık şovuna. “Bize böyle imanlı ve Kur’an’lı bir Bakan nasip ettiği için Yüce Rabbimize hamdederiz” diye sallamış cüppeli soytarı. SS için övgü müdür utanç mıdır, kendisi karar versin. Ben, din tacirleri arasında meslek dayanışması diyeyim.

Şimdilerde gözüne kestirdiğini FETÖ’cülükle suçlayan SS’in bir de Fetullah Gülen övgüsü var ki, dileyen (https://www.youtube.com/watch?v=rUaQWhk5e7c) adresinden izleyebilir.

Ben yazıyı daha fazla uzatmayayım. Ahlak, din, iman borsasında tekel kurmuş AKP’lilerin bu siyasi sicil ve vukuattan neden rahatsız olmadıkları sorusu ve yanıtı galiba biraz da psikiyatrinin alanına giriyor. AKP Genel Başkanı’nın eski doktoru, 22. Dönem Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez çirkinliklere duyarsızlığı değerlendirmiş. SS’in “Erdoğan’ı kaybetmekten korkuyorum” sözlerini anımsatmış Çömez ve şu teşhisi koymuş: “Anksiyete bozukluğu. Akıllardan kolayca çıkmayan düşünce. Kaybetme korkusu. Ağır bir psikolojik travma halinde hepsi. Seçimi kaybettiklerinde bunları nasıl tedavi edeceğiz bilmiyorum.”

Böyle bir hastalığa yakalanmışlarsa, vatana millete geçmiş olsun!


11 Ağustos 2022 Perşembe

TSK SINAV HIRSIZLIĞIYLA TESLİM ALINDI

Kamu Personeli Seçme Sınavı KPSS’nin üzerinden iki hafta geçti. Sınavın şaibeli olduğu, bir kısım soruların KPSS’ye hazırlık kursu veren bir dershanenin deneme sınavındaki sorularla aynı olduğu iddia edildi. Bir iddiaya göre 38, başka bir iddiaya göre 20 soru deneme sınavında sorulmuş. 

Şaibe iddiaları üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürpriz şekilde Devlet Denetleme Kurulu DDK’yi harekete geçirdi; ÖSYM başkanını görevden uzaklaştırdı. Yüksek Öğretim Kurumu YÖK inceleme başlattı, sınav iptal edildi. 

Savcılığın soruşturması kapsamında adı geçen yayınevi ve dershanede aramalar yapıldı. Ancak, aradan yeterince süre geçmesine karşın kamuoyunu ve sınava katılan 1 milyon 500 bin dolayında kişiyi tatmin edecek bir açıklama yapılmadı. Kaç soru benzer veya aynıdır, sorular çalınmış mıdır, çalınmışsa kimler tarafından ne şekilde çalınmıştır? Bugünün teknolojisiyle kolayca bulunabilecek yanıtlar nedense açıklanmıyor.

Naçizane kanaatim, yürütülen soruşturmadan araştırmadan ciddi bir sonuç çıkmaz. Muhalefet, somut kanıt olmadan bir iddia ortaya atıp AKP’yi suçladı; mağduriyet istismarı ustası Erdoğan somut kanıtsız iddiayı fırsata çevirdi. Yarın öbür gün, soruşturma sonucu bumerang gibi muhalefete çevrilirse şaşırmamalı.

***

DEVLETİ ELE GEÇİRMENİN YÖNTEMİ OLARAK SINAV HIRSIZLIĞI 

Soruşturmanın sonuçsuz kalacak olması, 2022 KPSS’nin şaibesiz olduğu anlamına gelmemeli. Dahası, sadece 2022 KPSS değil, geçmiş sınavlarda da hırsızlık yapıldı. Yine de insaf ile söylemeli ki, geçmiş sınavlardaki hırsızlık münferit idi; AKP iktidarı döneminde sıradanlaşıp örgütlü suç haline geldi. Dinci cemaatler tarikatlar, sınav hırsızlığını devlet kadrolarını ele geçirme yöntemi olarak benimsediler; soruları çalmayı “dâru'l harbte kâfir ile savaş” diye meşrulaştırdılar.

Dinci cemaatler tarikatlar soruları çalar ve sınav hırsızlığını meşrulaştırırken elbette siyasi iktidardan güç alıyorlardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2010 KPSS’de soruların önceden dağıtıldığı iddiaları üzerine, “KPSS’yi terörize etmeyin, sınav son derece başarılı, temiz ve sorunsuz geçti” demişti. Oysa ki, sınav Fetullah Gülen Cemaati’nin hırsızlığından başka bir şey değildi. Erdoğan ile Fetullah Gülen’in yolları ayrıldıktan ve 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra 2010 KPSS soruşturmaları kapsamında çok sayıda dava açıldı. Ne ki, davalardan sınav hırsızlarına ibret olacak bir sonuç çıkmadı; çıktıysa da ben bilmiyorum.

Bu arada Gökçer Tahincioğlu’nun araştırmasına göz atmakta yarar var. “İstihbarat birimlerinin, Ankara Başsavcılığı’nın talebi üzerine yaptığı istatiksel analizlere göre, Gülen cemaati 2002-2013 yılları arasında, yani 17-25 Aralık 2013 sonrasına kadar tüm ÖSYM sınav sorularını çaldı; 500 bin kişi çalıntı sorularla devlete sokuldu.”

***

TSK’Yİ ELE GEÇİRMENİN YÖNTEMİ OLARAK SINAV HIRSIZLIĞI

Dediğim gibi sadece 2022 KPSS değil, geçmiş sınavlarda da hırsızlık yapıldı. Sınav hırsızlığı AKP iktidarında vaka-i adiye olarak sıradanlaştı, örgütlü suç haline geldi. FG Cemaati (ya da güncel adıyla FETÖ) son 40 yıla yayılan zaman diliminde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sınav hırsızlığı yoluyla ele geçirdi ve darbeye girişecek derecede güç devşirdi.

FETÖ’nün TSK’de mevzi kazanmasının öyküsü, TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu Raporu’nda, 15 Temmuz dava iddianamelerinde ve Hulusi Akar’ın Genelkurmay Başkanı iken kurduğu bilirkişi heyetinin raporunda ayrıntısıyla anlatılmıştır.

İlgili raporlara göre FETÖ’nün TSK’de örgütlenmesi 1970’lerde başladı. Örgütlenme 2000’li yıllara değin sızma şeklindeydi. Sızmalara karşı zaman zaman soruşturmalar yapıldı. Kuleli Askeri Lisesi’nde 1982’de yapılan ilk soruşturmada 86 öğrencinin ilişiği kesildi. (1) 

15 Temmuz Genelkurmay Çatı İddianamesi’ne göre, ikinci soruşturma1986’da Maltepe Askeri Lisesi’nde yapıldı; soruşturulan 250 öğrenciden 30’u Fetullahçı oldukları gerekçesiyle okuldan atıldı; atılmayan öğrencilerin tamamı 15 Temmuz darbe girişimine general veya albay rütbesiyle katıldılar.

***

FG ÇETESİ’NE TSK’DE NE İSTEDİYSE VERİLDİ 

FETÖ’nün askeri okullara ve TSK’ye sızması YÖK bünyesinde ÖSYM tarafından yapılan bir araştırma (2)  ile de mercek altına alınmıştır. ÖSYM’nin Askeri Liseler Sınavları (ALS) ile ilgili incelemesine göre, matematik sınavında 30 sorunun 30’unu birden doğru yapan adayların sayısı 2004 yılından itibaren patladı. Matematik testinde tam puan alan öğrenci sayısı 2000’de 34, 2001’de 35, 2002’de 60, 2003’te 52’dir. Bu tarihten sonra tam puanlı öğrenci sayısı artık yüzlercedir; 2004’te 234, 2005’te 168, 2006’da 491... Matematik testinde tüm sorulara doğru cevap veren aday sayısı rekoru 2010’da kırıldı, tam 1.214 aday 30 matematik sorusunun 30’una da doğru cevap verdi! 2011, 2012, 2013 sınavlarında tam doğru cevap verenlerin sayısı da ‘hayatın olağan akışı’na uygun değildir. Zaten o yıllarda askeri liselere yerleşmiş adayların çoğunluğu FETÖ’ye yakın özel eğitim kurumlarından mezundur. (3)

O yıllarda sınav hırsızlığı öylesine sıradanlaştı ki, sorular ailecek çalındı. Gazeteci Mehmet Yılmaz’ın ısrarla yazdığına göre, 2010 yılındaki KPSS’de “doğru yanıtları bilerek” öğretmen olan 102 kadının kocaları, 15 Temmuz darbe girişiminde aktif rol oynayan subaylardan başkası değildi.(4) 

17-25 Aralık 2013 sonrası FETÖ’ye karşı operasyonlar başlayıp ÖSYM’de ciddi değişiklikler olunca, durum değişti; 2014 ALS’de matematik sınavında 30 sorunun 30’una birden doğru cevap verenlerin sayısı 2’ye düştü. Oysa 2013’te bu sayı 262’ydi. 2015’te hiç kimse 30’da 30 yapamadı, 2016’da ise sadece 4 kişi. Tek başına bu çarpıcı düşüş bile çok anlamlıdır. 


Tolga Şardan’ın haberine göre de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm askeri liselerin 2000-2016 yılları arasındaki sınav sonuçlarını inceledi. 2014’e kadar olan dönemde Türkçe, matematik, sosyal ve fen sorularının bulunduğu testlerdeki doğru yapanların öğrenci sayısı yüzlü rakamlardayken, 2014’ten sonra bu sayı 0-10 öğrenci arasında kaldı. Savcılığın tespitlerinde 2000-2016 yılları arasında askeri lise sınavlarıyla TSK çatısı altına girenlerin yüzde 97’nin FETÖ’cü olduğu görüşüne ulaşıldı. Sınav sorularının çalınmasıyla, sınavı başarmış gibi görünerek TSK mensubu yapılan yaklaşık 7 bin 700 öğrencinin ilk ve orta öğretim geçmişlerinin askeri lise sınavlarını desteklemediği tespit edildi.(5)


ÖSYM'nin ve savcılığın araştırması tam da şu anlama geliyor: Askeri liseler, TSK’nin ana subay kaynağıdır, başka bir ifadeyle ordunun ana rahmidir. Genelkurmay’ın raporunda da itiraf edildiği üzere 1986’dan itibaren FG Çetesi sistemli bir şekilde subay kaynağına sızdı. Özet bir cümleyle, FG Çetesi 1986’dan başlayarak 2014 yılına kadar, yani 28 yıl boyunca soruların önceden verilmesi yoluyla ordunun ana rahmine sızdı, örgüt mensubu olmayan öğrencileri de şok mangası uygulamalarıyla tasfiye ederek, okulları ele geçirdi. Çatı iddianamesinde paylaşılan istatistiki tabloya göre, 2007-2013 yılları arasında harp okullarından ihraç edilen öğrenci sayısı Cumhuriyet tarihi boyunca ilişiği kesilen öğrenci sayısından daha fazladır. Genelkurmay’ın bilirkişi raporunda da itiraf edildiği üzere, bu yolla okullarda çoğunluğu sağlayan öğrenciler kıta yaşamlarında kurmay heyetinin ve general kadrosunun çoğunluğunu da ele geçirdiler. Benzetmek gerekirse, emniyet, yargı ve sivil bürokraside “ne istediyse verilen” FG Çetesi’ne TSK’de de ne istediyse verildi. Bütün bu süreç, TSK’nin sözüm ona “Atatürkçü” üst komuta heyetinin gözleri önünde yaşandı. Hulusi Akar ise 2002-2005 yıllarında Kara Harp Okulu komutanı, 2005-2007 yıllarında Kara Harp Akademisi Komutanı, 2011-2013 yıllarında Genelkurmay İkinci Başkanı olarak, etrafına topladığı FETÖ’cü subaylarla birlikte, söz konusu sürecin seyircisi değil, asli failleri arasındadır.

***

28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısıyla başlayan süreçte FG Çetesi TSK’deki mensuplarını seküler yaşam tarzına yönlendirerek varlığını korudu. 

AKP’nin tek başına iktidara gelmesinden sonra ise FETÖ daha sistemli bir şekilde TSK’ye yerleşti. Bu dönemde FETÖ personel, atama ve tayin başkanlıkları, istihbarat ve istihbarata karşı koyma, kurmay şube müdürlüğü, bilgi işlem başkanlıkları, muhabere bilgi sistemleri, askeri okullar ve harp akademileri, karargâh emir subaylığı, özel kalem müdürlüğü, askeri mahkemeler, savcılıklar ve adli müşavirlikler ve GATA’da örgütlenmeye özel önem verdi. “Harp okullarına atanma, askeri okullara öğrenci alımı, sözleşmeli personel temini, yurtdışı ve yurtiçi yükseköğrenime personel gönderme, harp akademilerine personel seçimi, GATA’daki öğretim üyesi atamaları, askeri hâkim ve savcı temini, askeri yüksek yargı üyelerinin seçimi FETÖ yapılanmasının kontrolüne geçti.”(6)

Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk vs gibi kumpas davalarının başlamasıyla birlikte FETÖ, ordu içerisinde kendisine rakip ya da engel olarak gördüğü personeli de çeşitli yollarla tasfiye etmeye başladı. Askeri yargıda, askeri tıpta, kuvvetlerin personel başkanlıklarında örgütlü olmanın verdiği güçle FETÖ, sağlık muayenelerini, disiplin soruşturmalarını, idari ve cezai yargılamaları, örgüt mensubu olmayan personel aleyhine uyguladı. Başta pilotlar olmak üzere binlerce asker ordudan ayrılmak zorunda bırakıldı ya da sağlık muayenelerinde elendi, idari cezai davalarda mahkûm edildi. Sonuçta örgüt mensupları TSK hiyerarşisinde hızla yükseldiler. 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 YAŞ’larında terfi ettirilen personelin çok büyük kısmı 15 Temmuz’da FETÖ mensubu olduğu ortaya çıkan subaylardır. 

FETÖ TSK’de mevzilenirken harp akademilerini ihmal etmedi. Gerek akademi sınav sorularının çalınması gerekse YAŞ’larda örgüt mensubu albaylar ile general ve amirallerin terfi ettirilmeleri sonucu, TSK’nin general amiral mevcudunda örgüt devasa bir sayıya ulaştı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 166 general ve amiral ihraç edildi, tutuklandı. Anılan dönemde TSK’de 358 general ve amiral olduğu düşünüldüğünde toplam general/amiral mevcudunun yüzde 46’sının FETÖ ile ilişkili veya darbeci olduğu ortaya çıktı.

***

TÜRKİYE İSLAMCI VESAYETTEN DE ARINMALIDIR

Yazıyı bitirirken daha fazla ayrıntıya girmeden söyleyelim, “darbeciler temizleniyor” gerekçesiyle FG Çetesi tasfiye edilirken TSK’nin başka tarikatların kontrolüne girmesi de kabul edilemez. Ordunun darbelere elverişli zemin sunan özerkliği elbette sınırlandırılmalıdır. Ordu-siyaset terazisinde sivil hükümetin ağır basması, burjuva demokrasisinin asgari gereğidir. Kuşkulu olan, sivil hükümetin bu denklemin burjuva demokrasisinin asgari standartlarına sadakat düzeyidir. İşte bu temel eksiklikten dolayı, yani “sivil demokrasi” eksikliğinden dolayı, ordu güç kaybetti diye Türkiye daha fazla demokratlaşmadı. Çünkü Türkiye’nin “sivil” denetçileri ne yeterince sivildir ne de demokrat. Kışla merkezli militarizm geriletildi. Ancak militarizmden boşalan alan, sivil demokrasi zafiyeti nedeniyle, toplumun tüm sınıf ve katmanlarının kendileri için sürece ve yönetime katıldıkları bir demokrasiyle dolmadı. Militarizmin yerini aynı ölçüde katı, inancı araçsallaştıran siyasal İslam aldı.

Eklemek uygun olur. Bir kurumda dindarlık yarışı başladı mı, fazla uzak olmayan son durak selefiliktir. Ordunun toplumsal ve siyasal yaşam üzerindeki egemenliği kırılmadan Türkiye’de ciddi bir demokratikleşme yaşanamayacağı tezi ne kadar doğru idiyse, siyasal İslam etkisizleşmeden demokratikleşme olamayacağı tezi de o kadar doğrudur. 

Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi, yani ortak vatanda eşit ve özgür yurttaşlık çatısı altında herkesin kimliği, dili, kültürü ve inancıyla özgürce yaşayacağı, birbirine üstünlük kurmayacağı, ortak evin nimetlerini hakça paylaşacakları demokratik ülke olabilmesi için militarizmin geriletilmesi ne kadar gerekli ve zorunlu idiyse, dini araçsallaştıran siyasal İslam’ın geriletilmesi de o kadar gerekli ve zorunludur.

Not: Bu yazı, Hulusi Akar’a hakaret suçlamasıyla açılan ve beraat kararıyla sonuçlanan davada yaptığım açıklamaların kısmi bir özetidir.

Dipnotlar:

  1. TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu Tutanak Dergisi, 19 Ekim 2016, s: 58.

  2. Aktaran İsmet Berkan, Türk ordusu böyle ele geçti, Hürriyet, 17 Ağustos 2016.

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ismet-berkan/turk-ordusu-boyle-ele-gecti-40196965

Erişim tarihi 25 Aralık 2019.

  3. Söz konusu dönemde sorular adeta ailecek çalınmıştır. “Eşi KPSS soruşturmasında şüpheli olan toplam 487 personel bulunmaktadır. Bunlardan 90’ı KKK mensubu karacı kurmay subaydır. KKK mensubu kurmay subayların genel mevcuda oranının yüzde 5.62 olduğu göz önünde bulundurulduğunda, eşi KPSS soruşturmasında şüpheli bulunan kurmay subaylar tüm şüpheli personele oranının (yüzde 19) hayatın olağan akışına aykırıdır.” (Genelkurmay Çatı İddianamesi, s: 415.)

  4. https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-y-yilmaz/yardim-ve-yataklik-edeni-de-unutma,35627

  5. https://t24.com.tr/yazarlar/tolga-sardan-buyutec/feto-nun-suc-sayilmadigi-donemdeki-askeri-lise-sinavlari-sonuclari,25634

  6. Genelkurmay’ın FETÖ ve TSK Raporu, 2 Şubat 2017, s: 39.