seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2023 Pazartesi

ERDOĞAN İKTİDARI NASIL DEVREDECEK?

Siyasetin ve seçim kampanyalarının dili eskiden de çok temiz değildi ama bugünkü kadar kirlenmemiş, lümpenleşmemişti. Dahası, din, hiç bugünkü kadar araçsallaştırılmamıştı. 

“14 Mayıs’ta seccadeye ayakkabılarıyla basanlar değil, kıblesi Kâbe olanlar sevinecek. Kitapsızlara 14 Mayıs’ta gereken dersi vereceğiz.”

 “Bay bay Kemal ve yanındakiler emri Kandil’deki teröristlerden alıyor, biz emri Allah’tan alıyoruz.”

“İnşallah 14 Mayıs’ta vatanımızı küffara teslim etmeyeceğiz.” (Böyle konuşan DSP Başkanı mahluk bir de eski solcuymuş. Dilimin ucuna gelenleri yazmayayım!)

Demek istiyorlar ve diyorlar ki, bu seçim Allah’a inananlarla inanmayanlar, kitabı olanlarla olmayanlar arasındaki seçimdir… 

Sıradan kasaba siyasetçileri böyle konuşsalar ciddiye alınmaz; en fazla bir meczubun hezeyanları olarak görülür, Allah’ın ıslah etmesi dilenir geçilir ama öyle değil. Ülkenin nasıl bir zihniyet tarafından yönetildiğinin itirafıdır bu söylenenler.

***

Bilinir ki, devlet yönetiminde ve siyasette din bu denli araçsallaştırılıyorsa, ortada çok ciddi bir soygun ve talan vardır. Eskiden de soygun ve talan vardı ama bugünkü kadar aleni yapılmıyordu.  Aile bireylerinden biri, “Antalya havalimanı ihalesinde bir firma 4 milyar dolar teklif verdi, abimiz 3 milyar dolar veren firmayı seçti; 1 milyar doları cebine indirdi, benim payıma düşen 30 milyon dolara da çöktüler” diye itiraf ediyor. Sıradan bir eleştiriyi bile soruşturma konusu yapan emniyet ve yargı personelinden ses seda yok. Kim bilir, böyle takipsiz bırakılan nice ihale hırsızlığı vardır!

Dediğim gibi soygun ve talan eskiden de vardı ama maskelenmesi için din bugünkü kadar istismar edilmiyordu. İslam ve Müslümanlık, hırsızlık ve yolsuzlukla hiç bugünkü kadar birlikte telaffuz edilmiyordu. Siyasal İslam’ın iktidarında bunu da gördük. Bugünkü hırsızlık itirafları karşısında emniyet ve yargı personelinin sessiz kalması belki de hırsızlığın yolsuzluğun artık “günah işleme özgürlüğü” sayılmasındandır. Malum, İslam kolaylık dinidir! Ne diyordu eski AKP Şanlıurfa Milletvekili Mazhar Bağlı: “İslam hukukunda ganimet müessesi vardır.”

***

“İslam hukukunda ganimet müessesi var” ama bu toprakların tarihinde 150 yıla yakın, azımsanmayacak bir seçim ve parlamento deneyimi de var. Yetmişine yaklaşmış bir yurttaş olarak kendi hesabıma söyleyeyim, bireysel, toplumsal, siyasal ahlakın bugünkü kadar önemsizleştiği bir iktidar dönemi anımsamıyorum. Bunun kadar vahimi, burjuva siyasetinin bileşenleri birbirlerini işgal güçlerinin yerli aparatları olarak karalamıyorlardı. Siyasal İslam’ın iktidarında bunu da gördük. 

“Bu seçim, işgalcilere karşı istiklal mücadelesi seçimidir. PKK’yı, FETÖ’yü meşrulaştırmaya çalışanlara karşı milli liderin seçimidir.”

“14 Mayıs 2023, Batı’nın Türkiye’yi tasfiye etmeye yönelik siyasi darbe girişimidir.”

Oysa seçimin konusu, Allah’tan emir alınıp alınmadığı, seçimin darbe girişimi olup olmadığı değil. Bu seçimin konusu en basit mutfak malzemelerinin, yani soğan, patates, peynir, zeytin, kıyma ve ekmeğin pazardaki marketteki fiyatıdır; daha doğrusu öyle olmalıdır. 14 Mayıs’ta Tanrı ve Peygamber seçilmeyecek. Seçimin konusu hangi sınıf iktidara gelecek sorusu da değil. Keşke Türkiye hangi sınıf iktidarının seçileceği olgunluğa erişmiş olsa…

***

Yinelemek gerekirse, siyasetin ve seçim kampanyalarının dili eskiden de çok temiz değildi ama bugünkü kadar kirlenmemiş, lümpenleşmemişti. Din, hiç bugünkü kadar araçsallaştırılmamıştı. Soygun, talan ve yalan bu denli alenileştiyse; din bu denli araçsallaştıysa; siyasetin dili, söylemi ve eylemi bu denli kirlendiyse lümpenleştiyse; ekonomide lümpen kapitalizme, siyasette elitist faşizmden lümpen faşizme ve İslamcı otokrasiye evrilmenin kaçınılmaz sonucu sayılmalı.

***

Seçime sayılı günler kaldı. “Bu ahval ve şerait içinde” bir seçim yapılacak. Otokrat Reis’i önde gösteren anketler palavradan ibaret. Beş yıl önce çok daha müsait şartlarda seçim yapılmış ve kıl payı farkla seçilmişti. Aradan geçen beş yılda, naslara (yani İslamcı dogmalara) endekslenen ekonomi duvara tosladı; dış politika iflas etti. Dünyayı kasıp kavuran salgında beş maskeyi dağıtmayı bile beceremediler. Depremde bile ayrımcılık yaptılar, insanlar bağıra bağıra can verdiler. Hayata dair bu en ciddi beceriksizliklerin elbette bir sonucu vardır. Normal şartlar altında İslamcı otokrasinin seçimi kazanması mümkün değil; en fazla ikinci turda Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilir. Parlamentoda ise Cumhur ve Millet ittifakları başa baş olurlar, Kürtler ve sosyalistler anahtar konumu elde ederler.

***

Normal şartlar altında İslamcı otokrasi seçimi kaybedecek. Tartışılan ne? Seçimi kaybeden otokrat Reis iktidarı devreder mi?

Bu sorunun sorulması bile abes. Elbette devredecek. Devretmeyip ne yapacak? Tarihte başka ülkelerde devretmeyip direnen otokratların başına ne geldiğini anımsatmak gereksiz. Türkiye’nin 150 yıla yaklaşan seçim ve parlamento tarihinde devretmeyen kimse yok. Bu seçimde de öyle olacak, edebiyle devredecek. Yeter ki, 2019 İstanbul seçiminde yapıldığı gibi, sandıklara sahip çıkılsın. 

Batan gemiyi önce birileri terk edermiş. Hangi tür mahluklar olduğu şimdi aklıma gelmedi. Önemli değil. O mahluklardan biri seçim sonucuyla ilgili olarak şöyle yazmış:

"Erdoğan çifti Kılıçdaroğlu çiftini Külliye’de karşılayacak ve çaylar içilip, sohbet edildikten sonra medya önüne iki siyasi lider çıkacaktır. Demokrasinin erdemini vurgulayan konuşmaların ardından yeni Cumhurbaşkanı, o tarihten itibaren Kemal Kılıçdaroğlu olacaktır. Son derece güzel geçecek bu devir teslim töreninden sonra Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı ve ana muhalefet lideri olarak bu sefer partinin kendisine tahsis ettiği makam otomobiliyle yine polis eskortları eşliğinde partisinin genel merkezine doğru yola çıkacaktır. Kemal Bey ve Selvi Hanım, kapıya kadar giderek Tayyip Bey ve Emine Hanım’a eşlik edeceklerdir.” (Nagehan Alçı, HaberTürk, 6 Mayıs 2023)

Umulur ki, devir teslim böyle olur. Sandıklara sahip çıkılır da edebiyle devretmezse… Kendi düşen ağlamaz ama yazık olur memlekete!

***

Bundan sonrasını okumasanız da olur. 

Konuyla ilgisi yok ama nedense aklıma geliverdi. Yeni Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan, yanlış anımsamıyorsam 1 Haziran 2019’da Akit TV’de yayımlanan programda şu sözleri sarf etmişti: “O hizaya gelmeyen omzu çatal bıçak seti apoletli generalleriniz var ya, hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar.”

Yine konuyla ilgisi yok ama, Erdal İnönü ile ilgili bir anekdot da aklıma geliverdi. 

Sabah Gazetesi’nden Yavuz Donat’ın aktardığı rivayete göre, Neccar Türkcan, 1980'den önce CHP milletvekili idi. 1980’den sonra, Sosyal Demokrat Halkçı Parti milletvekili oldu. Çalışkandı... Halkın içindeydi. Neccar Bey bir gün Genel Başkanı Erdal İnönü’yü uyardı. "Yumuşak konuşuyorsunuz. Sakin üslupla "iktidara geleceğiz" diyorsunuz... Böyle olmaz. Yumruğunuzu vuracaksınız... "Bilmem ne yapa yapa (Bu bölümü yazamıyoruz... Zira poşetlik sözler) iktidara geleceğiz" diyeceksiniz.

Erdal Bey güldü. Sonra seçim otobüsünün üstüne çıktı. Yine sakin üslubuyla konuştu. Konuşmasının sonunda "İktidara geleceğiz" dedi ve Neccar Türkcan'ı göstererek... Şöyle devam etti: Nasıl iktidara geleceğimizi Neccar Bey size söyleyecek...

Dediğim gibi, Erdoğan’ın iktidarı nasıl devredeceği sorusunun yanıtıyla bu anekdotların ilgisi yok ama aklıma geliverdiler işte. Baki selamlar!


19 Şubat 2023 Pazar

DAYANIŞMA İLE DOĞRULUP AYAĞA KALKACAĞIZ

Deprem sadece doğrudan vurduğu yerleri yıkmadı, çekirdek ailemizden kayıp olsun olmasın hepimizi vurdu. Deprem bölgesi dışındaki bizler de deprem vurgunu yemiş gibi yaralıyız. Deprem bölgesindeki çaresizliğe yalnız kalmışlığa ilişkin her haberle yüreğimiz kavruluyor. Psikolojimiz darmadağın, moralimiz bozuk, yaşama sevincimizi hepten yitirdik.

Felaketzede bir arkadaşım sosyal medya hesabından yazmış: “Akrabalarımı toprağa verirken ağlamak istedim, ağlayamadım, ağlamaya gücüm kalmamış. Göz yaşı dökmek istedim dökemedim, göz yaşı pınarım kurumuş!”

Ne kadar derin bir acı değil mi? Buna benzer ne çok paylaşım var. Felaketi doğrudan yaşayan, hayatta kalma mücadelesi veren pek çok dostum arkadaşım benzer duygular acılar içindeler. Onlarla birlikte bizim de yaşam sevincimiz kaybolup gitti. Nazım Hikmet’in deyişiyle “Bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp, Gözümüzden gözyaşlarımız gittiler!”

Acımız ne kadar derin olursa olsun, isyanımız ve öfkemiz de o denli kabarık, heybetli. Bunca acıyı kederi dayanışma ile aşacağız. Tektonik depremin ve siyasal depremin enkazından ancak dayanışma ile doğrulup yaşama sevincimizi yeniden kazanacağız. İyi ki büyük insanlığın dayanışması var.

***

FAŞİZMİN MERHAMET DİLENCİLİĞİ VE KÖTÜLÜĞÜ

Felaketin ikinci haftası da geride kaldı. Göz yaşı pınarlarımız hâlâ kuru, ağlamaya hâlâ gücümüz yok ama hayatı düşmanlık üzerine yaşayan ümmetçi ırkçı faşistler, bu felaketten bile düşmanlık üretmeyi becerdiler. Kendileri dışında herkesi düşman bellemek zaten fıtratlarında var. 

Oysa felaketin bir gün öncesine kadar, kirli iç siyaset icabı göz boyamak için “Türkiye’nin üzerindeki pis ellerinizi çekin” “Bir gece ansızın gelebiliriz” diye kin ve nefret kusuyorlar, kof kabadayılık yapıyorlardı. Onca kof kabadayılık ve hamasete karşın; felaketin dehşeti karşısında kapıldıkları şaşkınlıktan çaresizlikten olsa gerek, merhamet dilenciliğiyle en üst düzeyde uluslararası yardım çağrısında bulundular. 

Merhamet dilenciliği de olsa, büyük insanlık çağrıyı karşılıksız bırakmadı. Yunanistan, Ermenistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Irak… Yani “bir gece ansızın” ile tehdit edilenler. Resmi açıklamaya göre 99 ülkeden arama kurtarma ekipleri. Dünyanın tümü yani. Dünyada devlet demeye değer kaç ülke var ki?

Büyük insanlık dayanışmadan geri durmadı. Ne var ki, ümmetçi ırkçı faşistler de kötülük etmekten geri durmadılar. Kendilerinden saymadıkları muhalefet belediyelerini, sol partilerin yardım ekiplerini engellemekle dışlamakla kalmadılar, yabancı ekiplere de kötülük ettiler.

Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin yardım önerisini reddetti faşist rejim. Rum ekibi, ancak Avrupa Birliği kanalıyla yardıma gelebildi. Rum Cumhuriyeti’nde benzer bir felaket olsa, yardıma gitmeyecek kadar kötüler yani!

Yunanistan'dan Hatay’a gelen ekipteki İşçi Takımı / Sendika T-34 üyesi üç komünist işçi, gözaltına alındı.  Topu topu üç komünistin varlığından korkacak kadar ödlekler yani!

İspanya, Almanya ve Avusturya ekipleri güvenlik nedeniyle ülkelerine erken dönmek zorunda kaldılar. İspanyol ekip “İçeride yaşayan insanlar varken iş makineleri enkazlara girmeye başladı, bunun parçası olmayacağız” diye açıklama yaptı.

İsrailli arama kurtarma ekibi güvenlik sorunu nedeniyle bölgeden ayrılırken ümmetçi faşist gazetenin manşetinde “Yardımsever kılıklı istihbaratçılar defoldu!” diye başlık atıldı. İsrail ekibinin tamamı istihbaratçı olsa, felaket bölgesinde neyin istihbaratını yapacaklar ki?

***

DÖRT AYAKLI DOSTLAR

Dünyanın her yerinden gelen arama kurtarma ekipleri içinde ümmetçi faşistlerin “İçinde köpek bulunan eve melekler girmez” inancıyla hakir gördükleri dört ayaklı dostlar da vardı.

Meksika ekibinde Proteo.

Güney Kore ekibinde Haetae.

Almanya ekibinde Asko ve Pia.

İsveç’ten Killia.

İspanya’dan Domi.

ABD’den Peter Pan.

Türkiye’den Alfa, Köpük ve daha niceleri.

Enkaz altındaki nice insanların seslerini duydular, kurtarılmalarını sağladılar. Proteo arama kurtarma çalışmaları esnasında hastalanmış, ülkesine dönemeden ölmüş. Proteo için Meksika’da anma töreni düzenlenmiş. Ruhu şad olsun!

“İnsan eşrefi mahlukattır, köpekler necistir” doğması ve benzer nice dogmayla efsunlu güruh, dogmalarının saçmalığıyla yüzleşir mi acaba?

***

Felaketin ikinci haftası da geride kaldı. Göz yaşı pınarlarımız hâlâ kuru, ağlamaya hâlâ gücümüz yok. Sadece tektonik depremin enkazı altında değiliz; ümmetçi ırkçı faşist rejimin de enkazı altındayız. İktidar, gecikmiş yardım eleştirilerini “deftere yazdık” tehdidi ile karşılıyor.

Sözde herkesten daha dindar; herkesten daha fazla geleneklere göreneklere saygılı. Sadece bu memleketin değil, çok geniş bir insanlık ailesinin geleneğidir. Ölünün yedisi çıksın diye beklenir, kefenin yedi gün ıslak kaldığına inanılır, mevta için dua edilir; yedisi çıktıktan sonra giysileri fakir fukaraya dağıtılır veya yakılır, anısına yemek yedirilir. Ümmetçi ırkçı faşist iktidar, on binlerce mevtanın yedisini beklemeden, kendi ömrünü uzatmak için seçimi ertelemeye, felaket karşısında birbirlerine kenetlenen insanları ayrıştırmaya, dayanışmalarını engellemeye çalışıyor. 

Dayanışmayı engellemeye çalışıyor. Çünkü biliyor ki, acıyı paylaşma, felaket karşısında dayanışma insanlığı güçlendirir, toplumu dinçleştirir ayağa kaldırır. 

Dayanışma ile doğrulup ayağa kalkacağız. İyi ki büyük insanlığın dayanışması var.

31 Ocak 2023 Salı

GUGUK SİSTEMİNDE CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI!

Recep Tayyip Erdoğan’ın (RTE) üçüncü kez cumhurbaşkanı (CB) adayı olup olamayacağı tartışması kadar akla ziyan, siyaset zararlısı, hukuku paspas eden bir tartışma olmasa gerek.

Anayasa ve yasalarda yazılı kuralların geçerli olduğu, yönetenlerin bu kurallara riayet ettikleri ülkelerde böyle bir tartışma olmaz ama burası Türkiye. Ne yazık ki (eskilerin deyimiyle) mevzuat müsait ama ahali…!

Çok yazıldı tartışıldı, tartışılıyor. Dahası, tartışma bitmeyecek; seçim sonrasına bile sarkacak. Bir de benim yazmam anlatmam yadırganmasın lütfen.

Hukukçu değilim ama “hukuk, hukukçulara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir!” Hukuk profesyonelleri, anayasa ve yasa metinlerini öyle bir dille yazıyorlar ki, sonunda kendileri bile nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiğinde anlaşamıyorlar; vakit ve enerji israfına yol açıyorlar. Gerçi, CB’nin nasıl seçileceği, görev süresinin ne olacağı, kaç kere seçilebileceğine ilişkin anayasa maddelerini çok açık yazmışlar ama yine de tartışılıyor. Ben, RTE’nin üçüncü kez CB adayı olup olamayacağını Bilal mahdumun anlayabileceği sadelikte sorular ve yanıtlarla anlatmaya çalışacağım.

***

İlk soru: Anayasa’ya göre cumhurbaşkanı nasıl seçilir?

Yanıt: 2007 yılına kadar cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçiliyordu. TBMM’de ilk iki turda 2/3 çoğunluk, sonraki turlarda salt çoğunluk; buna karşın seçilemezse milletvekili seçimine gidilmesi ve yenilenmiş TBMM’nin CB’yi seçmesi ilkesi geçerliydi.

CB seçiminde 2007’de kriz çıktı, 22 Temmuz’da erken seçime gidildi; TBMM yenilendi ve Abdullah Gül, MHP’nin katkısıyla TBMM tarafından 11’inci CB seçildi.

Bu süreçte anayasa değiştirildi; değişiklik 21 Ekim 2007 tarihinde referandumla kabul edildi; CB’nin halk tarafından doğrudan seçilmesi benimsendi. Anayasada 2010 ve 2017’de değişiklikler yapıldı ancak CB’nin halk tarafından seçileceği hükmü aynı kaldı. 

Soru: Cumhurbaşkanının görev süresi ne kadardır?

Yanıt: 2007 yılına kadar CB’nin görev süresi yedi (7) yıl idi. 2007’de anayasa değiştirilirken görev süresi beş (5) yıla indirildi. Anayasada 2010 ve 2017’de değişiklikler yapıldı ancak CB’nin görev süresinde değişiklik yapılmadı. 

Soru: Bir kişi kaç defa cumhurbaşkanı olabilir?

Yanıt: 2007 yılına kadar yürürlükte olan anayasa hükmüne göre bir kişi sadece bir (1) defa CB seçilebilirdi. 2007 referandumuyla kabul edilen anayasa değişikliğinde “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” hükmü getirildi; 2010 ve 2017 değişikliklerinde kaç defa CB olunabileceği hükmü aynı kaldı. Yani, “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Soru: Recep Tayyip Erdoğan kaç defa cumhurbaşkanı seçildi?

Yanıt: Erdoğan 10 Ağustos 2014’te yüzde 51,79 halk oyu ile 12’nci CB seçildi.

Erdoğan, 24 Haziran 2018’de yüzde 52,39 halk oyu ile tekrar CB seçildi.

Soru: İki kez Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, üçüncü kez cumhurbaşkanı olamaz mı?

Yanıt: Anayasa “olamaz” diyor. Sadece bir şartla aday olabilir ve kazanırsa olabilir. 2017’de anayasa değiştirilirken, CB seçimi ile TBMM seçimi birleştirildi, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir” hükmü getirildi. Buna göre, şu anda Erdoğan CB görevinin ikinci döneminde; görevi 18 Haziran 2023 pazar günü sona erecek, yenisi seçilinceye kadar görevini sürdürecek.

Soru: Erdoğan hiç mi aday olamaz?

Yanıt: CB’nin nasıl seçileceği, kaç defa seçileceği, görev süresinin ne kadar olacağı konusunda 2007 yılında konulan hükümler değişmedi. 2017 referandumuyla kabul edilen değişiklikte sadece CB’nin yetkisi arttırıldı, seçilme yöntemi, görev süresi ve kaç defa seçilebileceği değişmedi. Erdoğan’ın üçüncü kez aday olabilmesi için tek olasılık var. O da, en geç 18 Haziran 2023’te yapılması zorunlu seçimlerin TBMM kararıyla öne alınması. Bunun için (anayasada 2017’de yapılan değişikliğe göre) TBMM’de en az 360 vekilin oyu gerekiyor. Cumhur İttifakı’nın sandalye sayısı yeterli değil, muhalefetin desteği gerekiyor. Muhalefet, “6 Nisan 2023 tarihinden önce seçime varız” diye ilan etti ama Erdoğan kulak asmadı. Erdoğan, bu mesajı alıp erken seçime razı olsaydı, TBMM kararıyla seçime gidilir ve Erdoğan üçüncü kez aday olabilirdi. Böylece akla, ahlaka, hukuka, siyasete zararlı boş tartışmaya gerek kalmazdı.

Soru: 2017’de Anayasa değişti, cumhurbaşkanlığı sistemine geçildi. Erdoğan, 2018 seçiminde yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı oldu. Bu durumda kronometre sıfırlanmadı mı? 

Yanıt: Yeni bir sisteme geçildi ama CB’nin nasıl seçileceği, görev süresinin ne olacağı, kaç defa seçileceği gibi konularda değişiklik olmadı. Sadece CB’nin yetkileri arttırıldı. Bu gibi anayasa değişikliklerinde geçici maddeler konur. 12 Eylül faşistleri bile anayasaya bir sürü geçici maddeler koydular. Ama, 2017’de anayasayı değiştirenler, CB’nin nasıl seçileceği, görev süresinin ne olacağı, kaç defa seçileceği konularında 2007 yılındaki anayasa değişikliğini aynen tekrarladılar, geçici madde koymayı akıl etmediler. Yürürlükteki anayasanın hiçbir yerinde “yeni bir sisteme geçildi, eskisi geçerli değil” şeklinde geçici madde yok. “Kronometre sıfırlandı” argümanı palavradan ibaret.

Soru: “Kronometre sıfırlandı” argümanı gerçekten palavra mı?

Yanıt: “Kronometre sıfırlandı” palavrası Anayasa Mahkemesi’nin Abdullah Gül kararıyla da sabittir. Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007’de, TBMM tarafından, yedi (7) yıl görev yapmak üzere CB seçildi. Bu arada, 21 Ekim 2007 referandumuyla anayasada değişiklik yapıldı; CB’nin halk tarafından seçilmesi ilkesi getirildi, görev süresi beş yıla indirildi, iki kere seçilebileceği hükmü kondu. Aradan beş yıl geçtikten sonra TBMM’deki AKP çoğunluğu, Abdullah Gül’ün yeniden CB adayı olamayacağına ilişkin bir kanunu kabul etti. CHP kanunun iptali için AYM’ye dava açtı. AYM, 15 Haziran 2012 tarihinde iptal istemini kabul etti, CB seçim sisteminin değiştiğini vurguladı ve şöyle karar verdi: “Yeni düzenleme Cumhurbaşkanı adayı olmaya ilişkin diğer koşulları taşıyanlara ikinci kez aday gösterilme hakkını tanımaktadır. Anayasada mevcut ve önceki Cumhurbaşkanları açısından herhangi bir istisna öngörülmemiştir. Bu nedenle mevcut ve önceki Cumhurbaşkanlarının bu haktan yararlanmaları doğaldır.”

Bu karar, sistem değiştirilirken geçici madde konmasını vurgulaması nedeniyle önemli. CB seçimiyle ilgili olarak 2017’de anayasa değiştirilirken herhangi bir geçici madde konmadı; 2007 değişikliğindeki hükümler aynen tekrarlandı; önceki görev süresi yok sayılmadı, kronometre sıfırlanmadı.

***

Özetle, anayasada 2007 yılında yapılan değişiklik ile CB’nin halk tarafından seçilmesi, görev süresinin beş yıl olması ve iki kez seçilmesi kuralı benimsendi; 2017 değişikliğinde CB’nin nasıl seçileceği, kaç defa seçileceği, görev süresinin ne kadar olacağı konusunda 2007 yılında konulan hükümler değişmedi; sadece TBMM kararıyla seçim erkene alınırsa üçüncü kez aday olma hakkı tanındı. Buna göre, TBMM kararıyla seçim öne alınmadıkça RTE üçüncü kez CB adayı olamaz.

Anayasa'nın açık hükmüne karşın Yüksek Seçim Kurulu RTE’nin adaylığını kabul ederse ne olur? Yanıt: “Hukuk farklı bir şey. Ama bunun yanında guguk, o da farklı bir şey. Şu anda seçimle ilgili yetkinin kimde olduğunu bilmeyecek kadar cahillerin eline kaldık.” (RTE)

RTE “cahillerin eline kaldık” derken haklı. Guguk düzeninde sadece cahillerin değil, lümpenlerin magandaların zorbaların eline kaldık.

Guguk düzeninde lümpenlerin magandaların zorbaların eline kalmış olsak da teslim olmak yok. Çare, lümpenlerin magandaların zorbaların reisi siyaset ağasını sıfırlamakta.