Alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2025 Perşembe

LAFI TERSİNDEN ANLAYIP MERDAN’I LİNÇ ETMEK

Avcının biri, omuzuna şahinini yanına da tazısını alıp avlanmaya çıkmış. Ormana giderken bir yatıra rastlamış. İnsanlar dualar edip bir şeyler istiyormuş yatırdan. Bizim avcı da ellerini açıp: 

- Ey yatırda medfun ulu kişi, şahinime bir bıldırcın, tazıma da bir tavşan ihsan eyle! demiş ve dalmış ormana. 

Bizim avcı ormanda kısmetini ararken bir bıldırcın havalanmış; avcının omuzundaki şahin de hemen peşinden. Tam bıldırcını yakalayacakken, nasıl olmuşsa olmuş, şahin kurumuş bir ağacın sipsivri bir dalına göğsünden çakılıvermiş ve oracıkta ölmüş. 

Avcı, can sıkıntısıyla şahinine bakakalmış, devam etmiş yoluna. Derken bir çalılıktan tavşan fırlamış; avcımızın tazısı da peşinden. Tam tavşanı yakalayacakken bir engerek sokuvermiş tazıyı ve tazı da debelene debelene ölmüş oracıkta.

Avlanmak şöyle dursun, şahinini de tazısını da yitiren avcı düş kırıklığı içinde geri dönmüş. Tam yatırın yanına gelince şöyle bir bakmış mezara: 

- Ey bu yatırda medfun ulu kişi, evliya olmasına evliyasın ama lafı tersinden anlıyorsun... 

***

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ Aleviler ve ihanet konulu sözleri dolayısıyla bazı Alevi Bektaşi örgütlerinin lincine maruz kalınca, bu kıssa geliverdi aklıma. 

Bir de 40 ülkeyi kapsayan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’nin PİSA testini anımsadım. PİSA testi, 15 yaş grubundaki öğrencilerin okuryazarlık derecesini ve okulda öğretilen bilgileri günlük yaşamda ne ölçüde kullanabildiklerini ölçmeyi amaçlıyor; Türkiye bu alanda hep son sıralarda yer alıyor ne yazık ki!

***

Yukarıda aktardığım kıssa, Merdan Yanardağ’ın bir çift lafı üzerine kınama bildirisi yayımlayan Alevi örgütlerinin düştükleri duruma ne kadar uyar, bilemiyorum. Okuduğunu dinlediğini duyduğunu doğru anlama ve ona göre tavır alma anlamında yani.

Linç bildirisi yayımlayan Alevi Bektaşi örgütleri Merdan Yanardağ’ın “Aleviler içerisinde çok hain vardır” dediğini vurgulamışlar; devamla “Alevi toplumu yüzyıllardır bu topraklarda eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokrasi için mücadele etmiş, ağır bedeller ödemiştir. Bu kadar onurlu bir mücadele geleneğine sahip bir topluluğu ‘hain’ olarak nitelemek kabul edilemez, büyük bir haksızlıktır.” demişler. 

Şahsen merak ediyorum: Hangi olay üzerine Merdan tam olarak ne dedi? Merdan’ın konuşmasını başından sonuna kadar dinleyip de mi yayımladılar o bildiriyi?

***

Tartışmayı dosdoğru anlamak için Merdan’ın konuşmasını olduğu gibi aktarmakta yarar var.

CHP’nin Kadıköy mitingi öncesinde İstanbul Söğütlüçeşme üst geçidine "Halkın partisini hırsızlar değil halk partililer yönetecek. Milletin son umudu Kemal Kılıçdaroğlu” yazılı bir pankart asılmış. Bu ifade, Alevilerce kutsal sayılan Zülfikar ikonuyla desteklenmiş. 

Merdan Yanardağ, bu pankartın AKP trolleri tarafından asılmış olabileceğini savunuyor. Mahkemenin CHP kurultayı davasında verebileceği mutlak butlan kararına karşı K. Kılıçdaroğlu’nun muhtemel tavrını konuşurken, bu karara uyulmasının “ihanet” olacağını söylüyor, Aleviler üzerinden devam ediyor ve aynen şöyle değerlendiriyor:

Merdan Yanardağ: Yani yok piro, Alevi bilmem ne, dede filan bu edebiyatla bu iş olmaz. Alevilerin haini çoktur, tıpkı diğer milletlerin ve diğer inançların olduğu gibi; olur ama bu ülkenin en mazlum en temiz insanları arasında -diğer yurttaşlarımızın olduğu gibi- Aleviler vardır. Aleviler buna izin vermeyecektir.

Murat Taylan: Alevilerin de… Alevilerin dediniz ya…

Merdan Yanardağ: Evet, Alevilerin de… Dolayısıyla hiç kimse Aleviler üzerinden siyasi hesap yapmaya kalkmasın. Bir kere CHP bir mezhep partisi değil, mezhepçilerin partisi de değil. Kadıköy’e nasıl bir pankart astılar? Oraya Zülfikar kılıcını koydular. İktidar bunu kullanıyor. Bunun bir Alevi davası olduğunu anlatmaya çalışıyor Kılıçdaroğlu üzerinden. Her mezhebin her milletin içinden olduğu gibi Alevilerden de Alevilerin içinden de hainler çıkabilir. Ama Alevilerin büyük bölümü temiz namuslu erdemli insanlardır. Buna geçit vermeyecekler.”

***

Merdan’ın söyledikleri bundan ibaret ve kimi Alevi Bektaşi örgütleri bu söyleşiden Merdan’ın Alevi toplumunu “hain” olarak yaftaladığı sonucunu çıkardılar. 

Öyle ağır bir suçlama ki!

Tekrar sorayım: 

Merdan’ın konuşmasını başından sonuna kadar dinlediler mi? 

Dinledilerse, nasıl olup da Merdan’ın Alevi toplumunu “hain” diye yaftaladığı sonucunu çıkarabildiler? Cümlenin devamını görmezden duymazdan gelip sadece ilk yarısı üzerinden hükme varmak ve linç bildirisi yayımlamak Alevi Bektaşi inancıyla ne ölçüde bağdaşır?

Ve nasıl olup da yayımladılar o bildiriyi? Tartışmalar üzerine ikinci bir bildiri yayımlamışlar ve ilk bildirinin arkasında olduklarını bildirmişler. 

Merdan’a linç bildirisi yayımlarken, ırkçı ümmetçi faşist iktidarın beslemesi Nedim Şener’in provokasyon tuzağına mı düştüler? 

Alevi Bektaşi örgütlerinin basireti, Nedim Şener’in provokasyonunu fark edemeyecek kadar bağlanmış olabilir mi?...

Merdan Yanardağ’ın sözleri üzerine TELE1’in yayın iznini iptal etmek için harekete geçen RTÜK, Alevi Bektaşi örgütlerinin bildirisini de kendisine referans alıyor. Bu örgütler, siyasal İslamcı faşizmle aynı çizgide hizalandıklarının farkındalar mı?Daha çok soru sorulabilir. 

Ezilen her toplumun olduğu gibi, Alevi Bektaşi inancının tarihsel belleğinde de nice hainlerden söz edilir. Osmanlı döneminde Hacıbektaş Dergâhı’na atanan kayyımlar, Sersem Ali Çelebiler, Hızır Paşalar, günümüzde siyasal İslamcı faşizmin rüşvetini kabul eden inanç önderleri, Mehmet Ali Çelebi... Alevi Bektaşi kültüründeki “yol düşkünü” “yol Yezidi” kavramları...

Son soru: Aleviler, Hızır Paşa’nın yolundan mı giderler, yoksa Pir Sultan’ın yolundan mı?

İnanç özgürlüğü mücadelesinin emek barış ve demokrasi mücadelesinden ayrı olmadığının bilincindeki Alevi Bektaşi yurttaşlara selam olsun!


3 Aralık 2022 Cumartesi

ALEVİLERİN KAYYUMLARLA BİTMEYEN SINANMASI

İslam içi sayılmakla birlikte Alevilik, heterodoks (farklı) ve batıni bir inanç öğretisidir. Sünni ve Şii yorumuyla ortodoks (egemen) İslam mülk sahibi sınıfların iktidarını kutsayıp meşrulaştırırken Alevilik tarih boyunca mülksüzlerin, baldırı çıplakların, göçebe yoksul köylülerin, yani ezilenlerin inancı olarak yaşandı yaşanıyor. 

Ezilen halkların ve inanç topluluklarının tarihi isyanlar ve katliamlar tarihi olduğu kadar uzlaşma, teslimiyet, asimilasyon, işbirlikçilik ve nihayet ihanet tarihidir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş tarihinde de isyanlar ve katliamların yanı sıra uzlaşma, teslimiyet, işbirlikçilik ve ihanet de vardır.

Hızır Paşa söylencesi, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş tarihinde ihanetin öyküsü olarak simgesel değer yüklüdür. Okur yazar olup bilmeyen yoktur herhalde. Söylenceye göre, Pir Sultan Abdal’ın genç muhiplerinden Hızır, devlette görev almak için pirinden himmet ister; “Pirim himmet eyle İstanbul’da medrese tahsili göreyim, devlet katında yükseleyim, bozuk düzene karşı çıkayım!” der. Abdal Pir Sultan, “Hızır, Hızır, sana himmet eylerim ama bil ki, bozuk düzende düzgün çark olmaz; sen devlet katında yükselince aslını unutursun, günü gelir devlet için beni bile astırırsın!” diye karşılık verir. Hızır, “O nasıl söz pirim, üzerimde emeğin var, Allah’tan korkarım” der ve ruhsat ister.  

Pirinden ruhsat alan Hızır İstanbul’a gider, tahsilini tamamladıktan sonra devlet hizmetine girer; rütbesi yükselir, paşa olur, sonunda Sivas’a vali olarak atanır. Osmanlı paşası Hızır, Pir Sultan’ın öngördüğü gibi aslını unutmuştur, halka zulmeder; huzursuzluk ayyuka çıkınca pirini anımsar ve ayağına getirtir, sofrasına buyur eder. Pir Sultan “haram lokmadır” deyip el sürmeyince Hızır Paşa öfkelenir, pirini zindana attırır; öfkesi geçince, içinde “şah” olmayan üç deyiş söylerse affedeceğini bildirir. Pir Sultan her şiirinde şahı anınca Hızır Paşa pirini idam ettirir…

***

Hızır Paşa adıyla efsaneleşen bu öykü gerçekten böyle mi yaşanmıştır, bilinmez. Belki de kastedilen Hızır Paşa değil de gerçekten yaşadığı bilinen, Alevi-Bektaşi tarihinde kayıtlı adıyla Sersem Ali Baba’dır. Yani, Anadolu’nun Alevi-Kızılbaş katliamlarından akan kanla sulandığı dönemin Osmanlı padişahlarından Kanuni’nin veziri kayın biraderi devşirme Server Ali Paşa.

Server Ali Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın haremindeki kadınlardan Mâh-ı Devrân Sultan’ın ağabeyidir. Mâh-ı Devrân Sultan, televizyon dizisi Muhteşem Yüzyıl’da Hürrem Sultan’ın rakibesi, Kanuni’nin (cellatlara boğdurduğu) oğlu Mustafa’nın annesi yani. 

Muhteşem Yüzyıl dizisinin "adalet ve kanun adamı" diye tanıttığı Kanuni döneminde olsun, ya da dedesi Bayezid, babası Yavuz Sultan Selim dönemlerinde olsun, Anadolu halkı hep isyan halindeydi. Geçmişi ezen-ezilen ve sınıf mücadelesi açısından değil, “şanlı tarih” penceresinden görenlerin eserlerinde de kayıtlıdır isyanlar. Mesela, Türkçü milliyetçi Yılmaz Öztuna, 12 ciltlik eserinde Kanuni dönemini anlatırken, “İsyanların çoğu, devlet memurlarının zulüm ve haksızlıklarından çıkmış, sonradan gayrimemnunlar ve şüpheli niyet besleyenler de ilk nüvenin etrafına toplanmıştır.” diye belirtir. (Türkiye Tarihi, C: 6, s: 173) 

Prof. Dr. Faruk Sümer’in yazdığına göre de, 1526 yılında “Mohaç Savaşı’nın yapıldığı gün, Anadolu’da kan gövdeyi götürüyordu.” (Oğuzlar Türkmenler, s. 172) 

O yıl, yani Osmanlı’nın Mohaç zaferini kazandığı yıl Anadolu’nun yoksul göçebe Türkmen Alevi-Kızılbaş halkı Kalender Çelebi öncülüğünde ayaklanmıştı. Kalender Çelebi o tarihte Hacı Bektaş Dergâhı'nın başındaydı. “Kalender, Hacı Bektaş Veli’nin torunlarındandı ve etrafına 30 bin kişi toplamıştı.” (Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, C: 6, s. 174) 

İsyana dirlikleri ellerinden alınan Türkmen sipahiler de katılmıştı. Osmanlı’nın o güne kadar karşılaştığı en ciddi en geniş katılımlı ayaklanmaydı. Kanuni’nin şehzadeliğinde arkadaşı, padişahlığında sadrazamı ve eniştesi devşirme İbrahim Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. İbrahim Paşa Yeniçeri ordusunu da yanına alarak yola çıktı. Osmanlı’da oyun çoktu. Dirliklerinin geri verileceği sözüne kanan sipahiler Kalender Çelebi’yi terk ettiler. Elbistan’da 1527’de yapılan çarpışmada Kalender Çelebi öldürüldü, isyan sona erdi.

Kalender Çelebi’nin katlinden sonra Hacı Bektaş Dergâhı’nın postu 25 yıl boş kaldı. Ancak huzursuzluk devam ediyordu. Osmanlı bu kez, dergâhı (güncel adlandırmayla) kayyum atayarak denetim altına almayı yeğledi; Kanuni, kayın biraderi Server Ali Paşa’yı postnişin olarak Hacı Bektaş Dergâhı’nın başına atadı. Kayyum paşa, Alevi-Bektaşi tarihine Sersem Ali Baba adıyla kaydedildi.

***

BEKTAŞİLERLE KIZILBAŞLAR BİRBİRLERİNİ KIRDILAR

Sersem Ali Baba, Osmanlı’nın Alevileri ve Hacı Bektaş Dergâhı’nı denetim altında tutmak için atadığı ilk kayyum değildi. Daha önce de 1501 yılında Padişah Bayezid, Alevi-Bektaşi tarihine Balım Sultan adıyla geçen kayyumu postnişin olarak dergâhın başına geçirmişti. Balım Sultan, dergâhın başına atandıktan sonra pir-i sani (tarikatın ikinci kurucusu) olarak Hacı Bektaş-ı Velî’nin yolunu yeniden düzenledi, tarikatın edep ve erkânını kurumsallaştırdı; 1517’de Hakk’a yürüdüğünde türbesini Yavuz’un kumandanları yaptırdı.

Osmanlı padişahının özel ordusu Yeniçeri’nin resmi inancı Bektaşilik idi. Anadolu tarihinin kırılma yılı 1514’te Çaldıran Ovası’ndaki savaşta, Osmanlı padişahı Sünni Yavuz’un Bektaşi Yeniçeri ordusu ile Safevi Şahı İsmail’in Kızılbaş ordusu birbirlerini kırdılar. Yavuz, Anadolu’nun Alevi Türkmen Kızılbaşlarının yarıya yakınını katletti.

Savaşı Şah İsmail kazansa Anadolu’nun inanç haritası belki biraz farklılaşırdı ama tarihin akışı çok farklı olmazdı. Çünkü Alevilik, Sünnilik ve Şiilik gibi iktidar inancı değildir. Yüzlerce yıl kölelerin, köylülerin, işsiz şehirli yoksulların (komünizme çok yakın) inancı olarak yaşanan Hristiyanlık ne zaman ki Roma’nın resmi dini ilan edildi, kendisi olmaktan çıkıp zıddına dönüştü. Alevilik de devletleştiği anda kendisi olmaktan çıkar. Şah İsmail’in Alevi Kızılbaş devleti, daha Şah hayattayken zıddına dönüşmeye başladı; ölümünden sonra oğlu döneminde İran’ın yerleşik inancı tarafından teslim alındı, Şii devleti oldu. 

İlk kez yaşanan bir süreç değildi zıddına dönüşüm. Osmanlı devleti de benzer süreçten geçti. Ertuğrul Gazi (öldükten sonra Otman Gazi) liderliğindeki aşiret fetih ve gazalarla devletleşirken, Abdal Musa yolunu ayırdı, Osmanlı’nın egemenlik alanı dışına çıkıp Antalya’ya çekildi; uzlaşmayı seçen Geyikli Baba Osmanlı’nın başkenti Bursa’da kaldı; Edebali ise kuruluş ürecindeki devletin şeyhi, yani ruhani lideri oldu. Padişahın özel ordusu olmak üzere devşirilmiş Hristiyan gençleriyle kurulan Yeniçeri Ocağı’na tarikat olarak Bektaşilik seçildi… (İşbu serencamı Derviş Ahmet, nam-ı diğer Âşık Paşaoğlu (1393-1484) kaleme aldı; Menakıb u Tevârih-i Âl-i Osman adıyla kitaplaştırdı.) 

***

Başta söylediğim gibi, ezilen halkların ve inanç topluluklarının tarihi isyanlar ve katliamlar tarihi olduğu kadar uzlaşma, teslimiyet, işbirlikçilik, asimilasyon ve nihayet ihanet tarihidir.

Şu günlerde, Alevilik inanç değil kültür sayılıyor, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruluyor; Alevi inanç önderi dedelere ulufe niyetine maaş, cemevlerine yardım vaad ediliyor ya. Tarihin tekerrür edeceğine kuşku yok. Osmanlı’dakine benzer şekilde iktidar kapısında ikbal arayan Sersem Ali Çelebi zuhur etmekte gecikmedi; daha nice Sersem Ali Çelebi çıkar! Bakalım hangi Alevi Bektaşi inanç önderleri makama rüşvete tamah edip kayyum olurlar; hangileri Pir Sultan Abdal gibi haramdan uzak dururlar?

Eşit yurttaşlık ve laiklik talebinde ısrar edecek insan evlatlarına selam olsun!

19 Kasım 2022 Cumartesi

AKP’NİN SÜNNİ AÇILIMINA TEPKİ

Alevi Katılım Partisi AKP’den seçimler öncesinde Sünnilere mavi boncuk 

- Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde 'Sünni Kültür ve Cami Başkanlığı' kuruldu.

- Camilerdeki hizmetlerin maliyeti devlet tarafından karşılanacak.

- Hoparlörle ezan yasağının kaldırılması, Ramazan Bayramı’nın resmi tatil ilan edilmesi planlanıyor.

- Cumhurbaşkanı Haydar Zülfikâr: “Herkesten daha fazla Sünniyiz!

- Sünni paketine şeyhlerden ve imamlardan tepki: “Hükümet samimi değil. Çözüm eşit yurttaşlıkta, laiklikte ve demokraside!

ANKARA (SÜNAJANS)- İktidardaki Alevi Katılım Partisi AKP’nin Sünniliği folklorik kültürel miras sayan, camilere Kültür Bakanlığı bünyesinde statü öngören icraatı Sünni cemaati tatmin etmedi. Cumhurbaşkanı Haydar Zülfikar’ın “Herkesten daha fazla Sünniyiz, Ramazan Bayramı’nı resmi tatil ilan edeceğiz” vaadine Sünni imamlar şeyhler ve inanç önderleri, “Hükümet samimi değil. Laikliğe uygun adımlar atılsın, zorunlu din dersi kaldırılsın, Diyanet lağvedilsin, Dede Okulları kapatılsın!” diye karşılık verdiler.

SÜNAJANS muhabirinin AKP ve hükümet çevrelerinden derlediği bilgilere göre, bir kamuoyu anketinde 25 milyon dolayında tahmin edilen Sünnilerin yalnızca yüzde 12’sinin seçimlerde AKP’ye oy verdiği saptandı. AKP, Sünnilerden aldığı oyu artırabilmek ve iktidarda kalabilmek için Haziran 2023 seçimleri öncesinde yeni bir açılım paketini gündemine aldı. Alevi Diyanet İşleri Başkanlığı camilere ‘ibadethane’ statüsü verilmesine ve Diyanet’te Sünnilerin de temsil edilmesine sıcak bakmıyor. Diyanet’in ibadethane ve temsil formülüne sıcak bakmaması nedeniyle hükümet ve AKP çevrelerinde Sünni meselesine çözüm için Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde 'Sünni Kültür ve Cami Başkanlığı' kurulması kararlaştırıldı. 

Bu karar doğrultusunda, Resmi Gazete’de yayımlanan 112 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığının görev ve yetkileri arasına "Sünni kültürünün araştırılması ve camilerle ilgili iş ve işlemleri yürütmek" ibaresi eklendi; bu görevi yerine getirmek üzere bakanlık bünyesinde 'Sünni Kültür ve Cami Başkanlığı' kuruldu. Kararnameye göre başkanlık, Sünnilik hakkında araştırmalar yapacak, akademik çalışmaları destekleyecek, camilerin ihtiyaçlarını belirleyecek, camilerdeki hizmetlerin etkin ve verimli yürütülmesini koordine edecek. 

Sünni Kültür ve Cami Başkanlığı’nın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini Başkanlığa bildirmek üzere Danışma Kurulu kurulacak. Danışma Kurulu başkan ve üyeleri, Sünnilik yolunda araştırmaları ve çalışmalarıyla temayüz etmiş kişiler arasından Cumhurbaşkanınca üç yıllığına seçilecek. Danışma Kurulu üyelerinin ve toplantıya davet edilen kişilerin ulaşım ve konaklama giderleri Bakanlık bütçesinden karşılanacak.

***

Cumhurbaşkanı Haydar Zülfikar: Herkesten daha fazla Sünniyiz!

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Haydar Zülfikâr, ALHABER ekranında gelişmeleri değerlendirirken, Sünni açılımını bu kez başaracaklarını, camilerde hoparlörle ezan yasağını kaldıracaklarını, camilerin elektrik ve suyunun belediyelerce karşılanacağını söyledi. Haydar Zülfikar, Ramazan Bayramı’nı resmi tatil ilan edeceklerini, Alevi İlahiyat fakülteleri bünyesinde Yüksek Sünni Enstitüleri açılacağını ve imamların bu enstitülerde eğitileceğini, okullarda zorunlu din dersi müfredatında Sünniliğin de anlatılacağını belirterek “Biz herkesten daha fazla Sünniyiz” dedi. 

***

Sünnilerden Tepki: Çözüm Laiklikte ve Eşit Yurttaşlıkta!

Sünni inanç önderleri şeyhler ve imamlar ise Cumhurbaşkanı Haydar Zülfikar’ı ve AKP hükümetini samimiyetsizlikle suçladılar. 

Şeyhler ve İmamlar adına bir açıklama yapan Prof. Dr. Ahmet Mahmut Ünlü, Sünni meselesinin ancak eşit yurttaşlık, laiklik ve demokrasi ile çözülebileceğini vurguladı. Camilere bütçeden kaynak aktarımını, imamlara maaş bağlanmasını rüşvet sayıp reddedeceklerini bildiren Ünlü, devletten iane değil özgürlük istediklerini belirtti. Alevi Diyanet’te temsil ve imamların Yüksek Sünni Enstitülerinde eğitilmesi önerisini de eleştiren Ünlü, “Devlet zahmet etmesin. Biz kendi kendimizi eğitiyoruz. Devlet eliyle din eğitimi ve hizmeti olmaz. Çözüm eşit yurttaşlıkta, laiklik ve demokrasidedir. Zorunlu din dersi kaldırılmalı, Dede Okulları ve Diyanet lağvedilmelidir. Devlet bütün inançlara ve inançsızlara aynı uzaklıkta olmalıdır; inkâr asimilasyon ve baskıdan vazgeçmelidir.” dedi. 

***

AKP Sünniliği sapkınlık olarak görüyor

Ensar Vakfı Başkanı Hayrettin Toraman da, hükümetin her seçim öncesinde Sünni açılımı ilan etmesini samimi bulmadıklarını belirterek şu görüşleri dile getirdi: “Sünnilerin sorununu bilmeyen yok. Temel sorun AKP’nin Sünniliği sapkın bir mezhep olarak görmesidir. Tartışılacak bir şey yok. Sorunu çözmek istiyorsa, zorunlu din dersini kaldıracak, Diyaneti lağvedecek, camileri ibadethane olarak tanıyacak, Sünni vakıf mallarını iade edecek, ayrımcı tutumdan vazgeçecek, Sünniliği tanıyacak. Ama Cumhurbaşkanı samimi değil, Sünnileri oyalama derdinde; Sünniliği resmi olarak tanıyan şahsiyet olarak tarihe geçmek istemiyor. Herkesten daha fazla Sünni olduğunu söylüyorsa biz de soruyoruz. Kaç Sünni milletvekilin var? Kaç Sünni valin var? Ayrımcılık pratikte çözülerek aşılır.


Not: Sekiz yıl önce aşağıdaki adreste yayımlanan yazının güncellenmiş tekrarıdır; elbette asparagastır!!! Empati denemesi sayılması rica olunur!

http://rahmi-yildirim.blogspot.com/2014/11/hoparlor-ile-ezan-yasagina-son-akpden.html