17 Mart 2015 Salı

ZİNDANA TIKILAN ADALET: SARP KURAY

Cezaevindeki bir tutuklu ve hükümlüyle arkadaş sıfatıyla görüşebilmek, savcılığın iznine bağlı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dilekçemize olumlu yanıt vermesini doğrusu beklemiyorduk. Sabah saat 10.00’da verdiğimiz dilekçenin öğlen 12.00’de “Uygundur” kaydı ve mührüyle iade edilmesi sürpriz oldu.
Türkiye sosyalist hareketinin önderlerinden Sarp Kuray, tek kişilik örgüt lideri olarak 6 yıldır cezaevinde. Sincan F2 Cezaevi Ankara’ya 45 kilometre uzakta. Özel araç yoksa, ulaşım olanağı hayli kısıtlı. Celal Özcan yardım etmese, şans eseri verilen görüş izni elden kaçabilirdi.
Hiç vakit yitirmeden yola koyulduk. Yiyecek içecek türünden bir şey götürmek yasak. Çam sakızı çoban armağanı deyip, Kışlada SOLkırım kitabını yanımıza aldık.
Ziyaretçi olarak cezaevine girmek kolay değil. Yerleşkenin en dışında aracımızı park edip ceplerimizde ne var ne yok araçta bıraktık. Sadece kimliklerimiz ve görüş izni evrakıyla ilk kapıyı geçtik. X Ray cihazı sorun çıkarmadı. Sorun çıkarsa, iş çıplak aramaya kadar varabilecekti.
Yerleşke içinde yolculuk cezaevi araçlarıyla sağlanıyor. Araçlar on beş dakikada bir servise çıkıyor. Gelen otobüse sıkış tıkış yerleştik. Ziyaretçiler Anadolu’nun kavruk insanları. Öyle ki aralarında beyaz Türk gibi kaldık. Yolculuk sırasında Celal bizlere yerleşke hakkında brifing veriyor. Burası L Tipi. Burada adli tutuklu ve hükümlüler kalıyor. Burası F1 Cezaevi. Burada Ergenekon ve Balyoz davalarının paşaları kalmışlar…
Nihayet F2 Cezaevi durağında iniyoruz. İdari bina ve eklentileri cezaevinin dışında. Ziyaretçi girişi yazan kapıdan giriyoruz. Kayıt kabul görevlileri son derece nazikler. Görüş izni evrakını ve kimliklerimizi bilgisayara kaydediyorlar. Karşılığında bir ziyaretçi kartı verip avuç içlerimizi dijital ortama tanıtıyorlar. Bir süre bekliyoruz. Bu sırada bekleme salonundaki tabloları, mini kitaplıktaki kitapları, Basında Sincan Cezaevi seçkisini, yerleşkeyi ziyaret eden yabancı konukların fotoğraflarını süratle gözden geçirme imkânı buluyoruz. ATO Başkanı Sinan Aygün’ün Sincan Cezaevi’ne övgüleri özellikle dikkat çekici.
Nihayet görüş sırasının geldiğini bildiriyor görevliler. Celal bize mihmandarlık yapıyor, yol gösteriyor. Celal’i salona geri gönderip F2’nin kapısından içeri giriyoruz. Görevli uzman jandarmalar üst baş araması yapıyorlar. Pantolonumun arka cebinde plastik tarak ve mendil kalmış. Bu şekilde içeri giremeyeceğim, bu eşyaları bırakmam gerektiği söyleniyor. Kapıdan çıkıp tarak ve mendili bir taşın üzerine bıraktım.
Cezaevine kapatılan kişinin üzerine 7 kapı kapatılır 7 kilit vurulur. 12 Eylül’ün Metris’indeki uygulama böyleydi. Sincan F Tipi’nde saymadım kaç kapıdan geçtiğimizi. Şu an, son kapıdan geçeceğiz. En dehşetlisi de bu kapı. Dişlilerden oluşan turnike tipi bir kapı. Ziyaretçi kartı okutuluyor, avuç içi okutuluyor, dişlilerden oluşan turnike öyle açılıyor.
Turnikeyi de geçtikten sonra sola açılan koridordan görüş hücrelerinin bulunduğu bölüme vardık. Hücrelerde dahili telefonlar var. Arada ise çift katlı cam. Nihayet Sarp ağabey çift katlı camın arkasında göründü. Kollarımızı kavuşturup kucaklaşır gibi yaptık. Hemen telefonlara sarıldık. Bizim taraftaki telefon Namık ile benim aramda. İkimiz de kulaklarımızı tek ahizeye yapıştırdık. Sarp ağabey gümbür gümbür konuşuyor. Fark ettim ki, telefonsuz da sesi duyulabiliyor. Ben kulağımı telefondan çektim.
Sarp ağabey, 6 yıl önce nasıl yolcu ettiysek öyle. Fizik olarak yıpranmamış. Konuşması, ruhen de diri kaldığını gösteriyor. Sevindik.
Görüş süresi yarım saat idi. Daha çok Sarp ağabey konuştu, hiç eksiltmediği heyecanıyla aşkla şevkle konuştu. Tefeci bezirgân hâkimiyetine karşı isyan eden devrimcilerden dem vurup, Resneli Niyazi ile birlikte Balkan dağlarına çıktı. Abdullah Öcalan’ın 2004 yılında “Sarp’ın zamanıdır” sözlerini anımsattı. Ziyaretin 9 Mart gününe rastladığına dikkati çektik, karşılıklı gülüştük. HDP içindeki eski dostlarının kendisini hiç ziyaret etmediklerine sitemini bizimle paylaştı. Ortak tanıdıklardan söz ettik ki, kimileri ADAM-DER içinde bulunuyorlar.
Tam Sarp ağabey 1919’ların güncellenmesi gereğinden söz etmeye başlamıştı ki, gardiyan yarım saatin dolduğunu duyurdu. Asıl güncellenmesi gereken 1919 mudur, 1917 midir, yoksa ikisi birden mi güncellenmelidir? Bir saniye bile konuşmaya fırsat olmadı. Kasım ayında buluşmak dileğiyle vedalaşıp, Sarp ağabeyin gözden kayboluşunu izledik.
Dönüşte aynı kapılardan geçtik. Dişli turnike Namık’a azizlik yaptı, bir türlü açılmadı. Gardiyan kendi bilgilerini okutup Namık Kemal Sayın’ı kurtardı. Cümle kapısından çıktığımızda taş üstüne bıraktığım tarak ve mendil olduğu gibi duruyordu…
Cezaevinde yatanlar bilir. Tahliye olanın aklı yüreği cezaevinde kalır. İçinden sürekli “Kırılsın zincirler yıkılsın duvar” diye mırıldanır.
Metris Cezaevi’nden çıkalı 30 yıl olmuş, hâlâ “Mapusun içinde …” diye mırıldanıp duruyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder