4 Haziran 2015 Perşembe

AHMET KENAN ERDOĞAN’DAN RECEP TAYYİP EVREN’E

Devlette devamlılık esastır” diyenin heykelini dikmek lazım. Kim demişse ne doğru söylemiş. Devlette devamlılık olmasa neler olur neler! İşler yarım kalır, elektrik kesilir, su akmaz, kalorifer yanmaz, Allah göstermesin ot bile bitmez. Çok daha beteri ortalıkta at pisliğinden geçilmez.
İşte Edirne’nin hali. Şehirde atlar başıboş geziyor, trafiği aksatmaları bir yana ortalığa pisliyorlar. Çare? Çare Vali Dursun Ali Şahin’den. Hani Şükrüpaşa İlkokulu’ndaki süt dağıtımı merasiminde “Sağlık için süt için” cümlesini kara tahtaya Osmanlıca yazan Vali var ya, işte o Vali. Başıboş atların toplanması ve bakılması için 5 bin lira aylıkla çoban tutmuş. Çoban’ın da nankörlüğü tutmuş, bir süre sonra sağlık sorunu diye bir gerekçe uydurup işi bırakmış. Neyse ki Vali Dursun Ali yeni bir çoban tutmuş, “Devlette devamlılık esastır” diyerek Edirnelilerin rahat olmasını istemiş.
Şahsen tebrik ediyorum Vali Bey’i, devlette işlerin yarım kalmayacağını, devamlılığın esas olduğunu bir kere daha ispatladığı için. Devlet çarkı tıkır tıkır işliyorsa, vatandaşın işi görülüyorsa, böyle işine düşkün Valiler ve isimsiz bürokratların fedakârlığı yüzü suyu hürmetinedir. Devlet kapısına işim düşsün düşmesin, her birine hayır dua ederim!
***

Emniyet’in köpeği varsa Genelkurmay’ın da madalyalı katırı var
Devletin işleri sadece Valilerle memurlarla yürümez. Emniyet’in köpeklerini bilmeyenimiz yoktur. Bilhassa 1 Mayıslarda polisin yanında eşsiz bir itaat ve sadakatle göreve hazır beklerler.
Emniyet’in köpekleri varsa, askerin de ördekleri, kazları, hatta eşekleri var. 2008 yılı Aralık ayında Genelkurmay gazetecileri toplayıp Irak sınırına götürmüştü. Gazeteciler gördüklerine hem gülümsemişler hem de gözyaşı dökmüşlerdi. Araziye yerleştirilen kümes ve havuzlardaki kazlar, yabancıların yaklaştığını hissederek “vak vak” lamaya başlıyor. Barışın simgesi beyaz güvercinler de bir hareket sezdiklerinde sağa sola uçuşuyor. Küpeli Dağı’nın iki sevimli köpeği, tazı cinsi “Gürtan” ile çoban köpeği “Gaga” ise Mehmetçikle birlikte operasyonlara katılıyor. Bomba ve mayın uzmanı köpekler, intikal sırasında patikalara yerleştirilen patlayıcı maddeleri anında fark ediyor…
Devletin sınır korumada kullandığı sevimli dostlardan biri de “Reşo” isimli katırdı. Hakkâri Dağ Komando Tugay Komutanlığı’nda görevli Reşo, devletin kendi elleriyle döşeyip nereye döşediğini unuttuğu mayınlara basmadan yol bulmakta ustaydı. Bu ustalığından ötürü dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş tarafından madalya ile ödüllendirilmişti. Temmuz 1994’te emekliye ayrılan Reşo, (orduevine girmesi yasak olduğundan) Kara Harp Okulu’ndaki Atlı Spor Eğitim Merkez Komutanlığı’nda kendisi için hazırlanan ahıra yerleştirilmişti.
Reşo’nun öyküsü ne zaman aklıma gelse gözlerim yaşarır. Artık yaşamıyordur sanırım. Herhalde devlet ricali, devlette devamlılığın esas olduğu bilinciyle yerine yenisini istihdam etmiştir.
***

Ahmet Kenan’dan Recep Tayyip’e
Ahmet Kenan Bey de devlet işlerinin yarım kalmaması için az gayret göstermemişti. O da selefleri gibi darbe yapmış, kendisinden fazla maaş alan garsonlara hadlerini bildirmişti. Ancak ne yaptıysa memleketin münevverlerine kendisini beğendirememişti. O yüzden aydınlara çok kızardı. O kızgınlıkla sorgusuz sualsiz işten attırır, mahkeme kapılarında süründürür, hapislerde yatırırdı da yine de öfkesi geçmezdi. Nitekim 1984 yılında ünlü Aydınlar Dilekçesi’ne de çok kızmıştı. “Vatan hainliği yapan bazı aydınlarımız var. Bu millete hükmetmek için aydın olmak gerekmez. Son padişah Vahdettin de aydındı. Ama memleketi düşmanlara teslim etti. Ne yapayım ben böyle aydını?” diye vermiş veriştirmişti.
Laf aramızda, sözlerinin nereye gideceğini bilmesi gerekmeyen her darbeci gibi Ahmet Kenan’ın konuşmasındaki bir cümle, malumun ilamıydı. Gerçekten de (on yılda bir darbelerle kanıtlandığı üzere) millete “hükmetmek” için aydın olmak gerekmiyordu; Aslanlı Kapı’nın paşası olmak yeterliydi.
Ahmet Kenan, alıştığı üzere Aydınlar Dilekçesi imzacılarını da mahkemeye verdi. İmzacılardan biri de Aziz Nesin’di. Ahmet Kenan’a karşı tazminat davası açtı; dava dilekçesinde memleketi yönetmek için aydın olmak gerekmediği görüşüne katıldığını söyledi, “Vahdettin’in aydın olup olmadığı tartışılabilir, ama devlet başkanı olduğu kesindir...” diyerek ağzının payını verdi.
Dedim ya devlette devamlılık esastır. Ahmet Kenan yoksa Recep Tayyip var. Aydınlara saydırma ve memleketi yönetmek için aydın olmak gerekmediğini kanıtlama sırası Recep Tayyip’te. Vazifesinin hakkını veriyor, Ahmet Kenan’ın ruh ikizi olduğunu fazlasıyla kanıtlıyor doğrusu. Allah Türk milletine bağışlasın, geçenlerde Fetih Mitingi’nde “Şimdi bazı aydınlar çıkmış. Bunlar aydın değil, bunlar karanlık” diye öyle bir celallendi ki, Ahmet Kenan duysa alnından öperdi vallahi.
Ahmet Kenan alnından öperdi de Aziz Nesin rahmetli sağ olsa ne yapardı acaba? “Recep Tayyip Bey’in aydın olup olmadığı tartışılabilir ama devlet başkanı olduğu kesindir!” der miydi? Eminim derdi.
Evet evet! Devlette devamlılık esastır. Onca badireye rağmen devlet dimdik ayaktaysa, en alt rütbelisinden Cumhurbaşkanı’na, işine düşkün devlet erbabı yüzü suyu hürmetinedir. Bu vesileyle devlette işlerin durmayacağını canla başla ispatlayan devlet ricaline, Edirne Valisi’ne, madalyalı katır Reşo’ya ve haleflerine, Ahmet Kenan ve Recep Tayyip Beylere saygılar sunuyorum!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder