12 Mayıs 2016 Perşembe

YOKLAR ÜLKESİ KÜBA!

Küba, farklı bir rotadan Hindistan’a gitmeye çalışırken bilmeden Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb’un bu yolculukta karaya ilk ayak bastığı ada. Tropik iklim kuşağındaki adanın yüzölçümü 110 bin kilometrekare.
Kolomb, 1492 yılında ayak bastığı adanın İspanya krallığına ait olduğunu ilan etti. Adaya 1511 yılında yerleşmeye başlayan İspanyollar yerli halkı soykırıma uğrattı. Katliam öylesine vahşiydi ki, silahsız yerli halk içinde intihar salgını başladı. İspanyollar çiftliklerde çalıştıracak yerli köle kalmayınca Afrika’nın siyah derili insanlarını köleleştirip Küba’ya taşıdılar. Köle ithali adanın nüfus yapısını da etkiledi. Bugün 11 milyon 500 bin dolayındaki Küba nüfusunun yüzde 51’i melezlerden, yüzde 37’si beyazlardan, yüzde 11’i siyahlardan oluşuyor. Yerli halktan geriye kalan nüfusun ise adanın doğusundaki birkaç aileden ibaret olduğu söyleniyor.
İspanyol sömürgesi Küba’da kölelik 1886’da kaldırıldı. Bağımsızlık savaşı 1895’te şair José Marti önderliğinde başladı. Marti, savaşın hemen başında İspanyol askerlerince öldürüldü ancak isyan durmadı. Küba halkının bağımsızlık isyanı, 1898’de ABD’nin katılımıyla İspanya / ABD sömürge paylaşım savaşına dönüştü. Savaşı yitiren İspanya, Küba’yı ABD’ye bıraktı. ABD, Guantanamo’da üs kurduktan sonra 1902 yılında Küba’nın bağımsızlığını tanıdı.
“Bağımsız” Küba Cumhuriyeti’nin tarihi ABD işbirlikçisi diktatörlükler olarak yaşandı. ABD’nin yardımıyla 1933’te yönetimi ele geçiren Fulgencio Batista, Küba tarihinin en uzun süre iktidarda kalan diktatörü oldu. Nihayet Fidel Castro liderliğinde başlayan isyan1959 yılında başarıya ulaştı, Che ve arkadaşlarının Santa Clara’yı ele geçirmelerinin ertesi günü Batista ülkeden kaçtı.
Devrimci hükümetin ilk icraatı yabancı şirketleri ve toprağı kamulaştırmak oldu. ABD emperyalizmi sadece 100 mil uzaktaki Küba devrimini boğmak için ambargoyla karşılık verdi; 1961 yılında karşı devrimcileri Domuzlar Körfezi’ne çıkardı. Karşı devrim girişimi püskürtüldükten hemen sonra Küba’da sosyalizm ilan edildi.
***

Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sosyalist Blok’un çökmesinin ardından Küba Dünya’da sosyalizmin son kalesi olarak kaldı. Devrimin üzerinden 57 yıl geçtikten sonra Küba’da sosyalizmin sürüp sürmeyeceği, Küba’nın da Rusya, Çin, Polonya, Macaristan ve diğer eski sosyalist ülkeler gibi kapitalizme dönüp dönmeyeceği tartışılıyor.
Küba’da geri dönüş tartışması, 2014 yılı Aralık ayında ABD Başkanı Barack Obama ile Küba Devlet Başkanı Raul Castro Ruz’un telefonda konuşmaları, ardından Eylül 2015’te Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francis’in Havana Devrim Meydanı’nda ayin yönetmesi, nihayet Obama’nın Mart 2016’da Küba’yı ziyaret etmesinin ardından daha da tırmandı.
Bu ortamda dostlar meclisinde söz Küba’ya gelince, imanı en sağlam komünistler bile Castro sonrası için pek iyimser konuşamıyorlar; “Castro ölmeden Küba’yı görmeli” temennisini dile getiriyorlar.
Biz de öyle yaptık, bir grup Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği ADAM-DER üyeleri olarak Küba’ya gittik. Bizim Ada Tur ve José Marti Küba Dostluk Derneği’nin hazırladığı -yol hariç- dokuz günlük program çerçevesinde Küba’yı görmeye çalıştık.
Gezi programı hakikaten çok doluydu. Başkent Havana’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki tarihi merkezini gezdik, Devrim Meydanı’nda 1 Mayıs’ı kutladık, flamenko dansı izledik, caz konserine gittik. Havana’daki ziyaret listemizde Rom Müzesi, Puro fabrikası, Devrim Müzesi, Granma Memorial, Küba Dünya Halklarıyla Dostluk Enstitüsü ICAP,  La İndustria Biofarmaceutica Cubana da vardı.
Havana dışında Varadero, Cienfuegos, Trinidad ve Santa Clara kentlerini gezdik. UNESCO Biosfer Koruma Alanı listesindeki Las Terrazas örnek köyünü gördük. Yerel sanatçı atölyelerini ziyaret ettik, Devrimi Savunma Komiteleri’nin yönetici ve üyeleriyle görüştük. Trinidat’ta yoksul bir mahallenin sakinleriyle buluşup akşam eğlencesinde kaynaştık
Küba gezimizin en coşkulu anı 1 Mayıs kutlaması, en duygulu anı ise Santa Clara’da Ernesto Che Guevara’nın anıtkabrini ziyaretimizdi. Saklamaya gerek yok, düş kırıklığına uğradığımız da oldu. İzlenimlerimizi yazı dizimizde dürüstçe paylaşacağız.
***

Belirtmeli ki, turist olarak dolaşmak Küba gerçeğini derinliğine anlamaya, hele Küba’nın da diğer eski sosyalist ülkeler gibi kapitalizme dönüp dönmeyeceği sorusunu yanıtlamaya yetmez. Küba gerçeğini derinliğine kavrayabilmek ve o meş’um soruya gerçekçi bir yanıt vermek, Küba’da sosyal hayatı ve halkın yaşam koşullarını uzun süreli paylaşmayı gerektirir.
Her şeye karşın, turist olarak da bir takım izlenimler ve kanaatler edinmek mümkün. İzlenimleri paylaşmadan önce Küba’nın yoklar ülkesi olduğunu vurgulamakta yarar var.
Örneğin, Küba’da patronlar yok, tek patron devletin kendisi. Toprak ve akla gelebilecek her türden işyeri devlete ait. Fabrika işçisi, döviz bürosundaki kasiyer, öğretmen, lokanta garsonu, otel hizmetlisi, turist rehberi, hemen herkes devletin çalışanı memuru.
 Herkes devletin işçisi olduğu için Küba’da işsizlik yok. Aylık ücret 100 dolar bile değil. Hatta 100 dolara yakın aylığı olan yoktur herhalde ama Küba’da geçim korkusu ve açlık yok. Aylık ücret belki 50 dolar ama aylık su faturası da 3 veya 4 kuruş.
Konutlar lüks olmasa ve pek çoğu bakıma onarıma muhtaç olsa da Küba’da konut sorunu da yok. Kübalı rehberimiz Sara, 2±1 konutunu 400 dolara almış. Küba’da parkta veya sokakta yatan evsize rastlanamaz. 
 İşsizlik, açlık, barınma sorunu olmayınca “çocuğumun istikbali ne olacak” korkusu da yok. Çünkü her türlü eğitim ve sağlık hizmeti devletçe ücretsiz veriliyor. Küba, tıp alanında dünyada en üst sıralarda. Devrimden bu yana ortalama ömür 15 yıl uzamış.
Kadına şiddet yok. Söylendiğine göre evlenme olmadığından boşanma da yok. Böyle olunca bekâret, evlilik yaşı filan gibi tartışmalar da yok. 
Devrimden bu yana Küba’da ırkçılık yok.
Tuhaftır ama Küba’da öyle çokça komünist de yok. Komünist Parti üye sayısı nüfusun yüzde 20’si dolayında.
Bu yoklar listesine sosyalizm cenneti de eklenebilir mi? Bence eklenebilir. Bunca yoklar listesine karşın Küba bir sosyalist cennet değil.
Kübalılar da sosyalist cennette yaşamadıklarının farkındalar. Daha doğrusu -dışardan görebildiğimiz kadarıyla- emperyalizme direnmenin haklı gururu içinde mutlu görünüyorlar.
Yoksul ama mutlu Küba’da neler gördük, nelere tanık olduk?
Gelecek yazıda devam edeceğiz.
Bu vesileyle Küba gezimizde bize yardımcı olan José Marti Küba Dostluk Derneği ve Bizim Ada Tur çalışanlarına, rehberlerimiz Yiğit Günay ve Sara ile bizi Küba yollarında sağ salim dolaştıran Transgovita otobüs sürücüsü Eduardo’ya, Küba’ya götürdüğümüz pankartı hazırlayan ANKYRA Reklam’dan Şahin Acar ve Semiha Nişancı’ya teşekkür ediyoruz.

5 yorum:

  1. Teşekkürler.. devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Belli ki güzel bir inceleme ve gezi yazısı olacak. Devamını bekliyoruz Rahmi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarı Cevdet yok muydu? O da bir şiir bastırırdı !! :)

      Sil
  3. Castro ölmeden önceki Küba gezisi izlenimlerini, senden okumak güzel ve keyifli olacak, öyle görünüyor, teşekkürler Rahmi, sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Tuğba Hocam, çok selam.

      Sil