26 Kasım 2015 Perşembe

AYNI KAZURATIN SOYU

İbnü’l Sallama Hükümran Beyefendi’ye VEKÂLETEN
Ya eyyühellezine âmenû,
Cumanız hayırlı olsun!
Hadiseler öyle hızlı gelişiyor ki, izleyebilene aşk olsun!
Haftalık Cuma sohbetinde hangi birine değinmek mümkün olur ki?
Suriye sınırında Rusya uçağının düşürülmesi,
Gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanması.
Daha neler neler!...
Birine değinsen öbürünün hatırı kalır.
Bu hafta onca gaile arasında İbnü’l Sallama Hükümran Beyefendi, kazurat yedirmenin işkence olmadığını söyleyen kişiye de çok içerledi.
Hadiseyi biliyorsunuz. İsminin önünde prof. dr. unvanı bulunan bir Ademoğlu, bir mevkuteye verdiği mülakatta, söz 12 Eylül darbesine geldiğinde, kazurat yedirmenin, yani dışkı yedirmenin işkence olmadığını söylemiş.
Neden işkence olmadığını söylerken demiş ki: “Dışkı yedirmek işkence değil. Ben bal gibi yerim. Niye biliyor musun? Ben bunların yendiğini gördüm. Bir gün San Diego Hayvanat Bahçesi’nde goriller birbirlerine dışkılarını ikram ediyorlardı. Onlar da bizim gibi primatlar. Gayet güzel, hiçbir şey de olmaz. Yani dışkı pis bir şey değil ki. Sen sidiğini içmez misin?
***

Ya eyyühel ihvan,
Memleket ahvali açısından son derece vahim ve elim olaylar arasında söz kazurat yemeye yedirmeye, idrar içmeye geldiyse, ne söylense kâr etmez.
Prof. unvanlı zat, kazurat yiyen hayvan olarak bir tek gorilleri biliyor. Oysa, domuz, tavuk, tavşan, köpek ve bazı serçe türleri de kazurat yiyor. Hatta bok böceklerini de hepiniz biliyorsunuzdur. Malum Prof. bilmiyor, sadece San Diego hayvanat bahçesini gezerken gördüğü için gorilleri misal vermiş. Tesadüfen San Diego’ya yolu düşmese onu da bilmeyecek ki, Prof. unvanlı bir zat için kâfi ayıptır. Tabii ayıp diye bir ahlaki normu varsa...
Bu noktada domuz etini necis sayıp sofrasına koymayan Müslüman ahalinin iştahla tavuk ve tavşan yemekten neden geri durmadığı ayrı bir mevzudur! 
Dediğimiz gibi, söz kazurat yemeye yedirmeye, idrar içmeye geldiyse, ne söylense azdır. En fazla, Prof. unvanlı bu Ademoğlunun kazurat yemede idrar içmede yalnız olmadığı söylenebilir.
***

Mesela, Cüppeli namıyla maruf bir zat da, Hz. Peygamber’in kazuratının misk-ü amber koktuğunu, keza idrarının necis olmadığını anlatıp duruyor. Kendisi bir şekilde yemiş içmiş de mi böyle söylüyor, belli değil; bir cariyenin Peygamber idrarını içtiğini rivayet ediyor.
Cüppeli nam zatın delil gösterdiği rivayetlere göre, Hz. Peygamber’in hurmadan yapılmış bir çiş kabı vardı ve geceleyin ihtiyaç duyarsa, seriri (karyola, divan) altına koyduğu bu kabına bevleder ve onu tekrar karyola altına koyardı. Bir gece yine aynı şekilde ona ihtiyacını giderdi ve kabı karyolası altına koydu. Daha sonra baktığında kapta idrar olmadığını gördü. Kaptaki idrarın nerede olduğunu sorunca, onu Hanımı Ümmü Habibe'nin Habeşistan'dan getirdiği hizmetçisi Bereke'nin içtiğini söylediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem: “Büyük ölçüde kendisini ateşten korudu” buyurdu.
Burada sözü edilen ateş, cehennem ateşidir. Yani cariye, Peygamber idrarını içmekle, kendisini cehennem ateşinden korumuş!
Tabii bu noktada Cüppeli’nin işkembeden sallamadığını söylemek icap eder. Mesela İslam şeriatı dendiğinde ilk akla gelen Gazzâlî de, Peygamber’in idrarının “temizleyici ve şifalı” olduğunu nakletmektedir. (Gazzâlî, Ravda et Tâlîbin ve Umde es-Sâlikîn, Mecmu’a er-Resa’il el-İmâm el- Gazzâlî içinde, cilt: IV, Beyrût 1986, s. 74-78)
***

Dediğimiz gibi söz kazurat yemeye yedirmeye, idrar içmeye gelmişse, ne söylense kâr etmez.
Belirtmeli ki, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e “De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım.” diye buyurulmuştur. (Mağara/Kehf, 110)
Yani, Peygamber de neticede bir insandır. Bütün diğer faniler gibi yemiş içmiş, uyumuş uyanmış, üzülmüş sevinmiş, karılarıyla sevişmiş, bevletmiş dışkılamış ve günü geldiğinde ölmüş...
Hal böyleyken, İslam ulularının Peygamber kazuratında idrarında şifa keşfetmeleri hakikaten acayiptir. Ehli İslam’ın bu gibi rivayetlere rağbet etmesi daha da bir acayiptir ki, İslam âleminin bugün neden zillet içinde olduğunun delilidir.
Hülasa, eğitimlisiyle eğitimsiziyle, cüppelisiyle cüppesiziyle bir kısım ümmet ehlinin kazurat yemeye idrar içmeye bu denli hevesli olmasına,
Prof. unvanlı ırkçı milliyetçi faşistin kazurat yedirmeyi işkence saymamasına,
Ve dahi bir muktedirin evladını toprağa vermiş anneyi meydanlarda yuhalatmasına şaşılmamalıdır. Hepsi de aynı kazuratın soyudur!
***

Sohbetin hitamında akla geldi ki,
Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: “Biz, insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (İncir/Tin, 4)
İbnü’l Sallama infial içinde sormaktadır:
Ya Kadir-i Zülcelâl,
Madem insanı en güzel biçimde yaratmışsın,
On beş yaşındaki evladını toprağa vermiş anneyi meydanlarda yuhalatan,
Yediği haltları gizlemek için gazetecileri tutuklatan,
Kazurat yedirmenin işkence olmadığını, kazuratın bal gibi yenebileceğini, idrar içilebileceğini söyleyen bu yaratıkları da sen mi yarattın?...
Sürçü lisan ettikse affola!
Cumanız hayırlı ola!
Selam ve dua ile!

1 yorum:

  1. Sevgili Rahmi Yıldırım Usta, gülme isteğimi bastırmaya çabalayarak okudum. Bu dangalak prof. epey zaman da köşeyazısı yazdı biliyorsunuz. Orada Nazileri bile övdü. Neymiş efendim Naziler, kondukları, ABD'deki toplama kampında öyle bilim sevdasıyla dolu işler yapmışlar ki o kamp üniversite olmuş. Baştan beri bu adamda bir "tuhaf"lık olduğunu görüyor ve yazıyorduk ama "kazuratçı" çıkacağını kim öngörebilirdi ki. Sorun bir yanıyla aydın sorunudur. Kazuratçı dangalaklar daha çok sayıda ama kendilerini belli etmeme yönünde bu efendiden daha zekiler. Bir takım gericiler de fırsat bilip bu kazurat kafalıları "Bakın bunlar seçkin, elif, sizi aşağılayan..." diye zaten aşağılık kompleksi yaşayan sıradan kitleye "gerçek aydın" diye göstermeye çalışırsa (ki yapmadıkları da söylenemez) memleket o zaman kazuratı yedi demektir. Saygılar, sevgiler.

    YanıtlaSil