5 Ocak 2016 Salı

HASAN KARAKAYA’NIN ARDINDAN

Türkiye’de iyi kötü medya izleyicisi olup, Hasan Karakaya’yı bilmeyen olmasa gerek.
Her şeye karşın tanıtmak gerekirse, aynı camiadan “dava” arkadaşı Ahmet Kekeç’in ifadesiyle, “Yeni Akit gazetesinin her şeyiydi. Yayın koordinatörü, yazı işleri müdürü, yazarı, sayfa sekreteri, musahhihi...”
Gazetesiyle ve davasıyla öylesine bütünleşmişti ki, henüz hayattayken karısı Aysel Hanım, “Ben O’nun ikinci eşiyim” diye hem sitem hem de iltifat ediyordu.
Bu anlatımlar gerçeğin ifadesi olsa da Hasan Karakaya sadece Yeni Akit gazetesinin her şeyi değildi, daha öte bir şeydi. Gebermesinin ardından aynı camianın varakparelerinden Yeni Şafak’ın nitelemesiyle “Ümmetin sesi ve usta kalemi”ydi.
***

Ümmetin sesi ve usta kalemi” Hasan Karakaya geçenlerde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ikram ettiği umre seferi sırasında geberdi. Sefer arkadaşlarının söylediklerine göre kutsal mekânda namaz kıldıktan sonra otele dönüşünde lobide kalp krizi geçirmiş. İlk müdahaleyi Cumhurbaşkanlığı kadrosunda görevli sağlık personeli yapmış; sonra Suudi devlet hastanesine kaldırılmış ama kurtarılamamış...
Gebermesine dair çok rivayet var. Bir rivayete göre, aşırı dozda viagra kullanımından gitmiş. Olabilir. Özel hayatıdır. Kimse sorgulama hakkına sahip değildir. Bir kadınla birlikteyken mi viagra almış almamış, o da kimsenin umurunda olmamalıdır. Bu vesileyle belirtmeli ki, erkek misafire kadın ikramı Ortadoğu’da ve birçok toplumda gelenektir. Netekim İslam Peygamberi Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, Medine’de mukim Ensar’dan kimileri Mekke’den gelen muhacir din kardeşlerine Bak kardeşim, benim iki karım var. İstersen birini boşayayım sen de onunla ev sahibi ol” diye teklif etmişlerdi...
Arap dünyası krallarının ve şeyhlerinin de misafir saydıkları batılı ülke siyasetçilerine ve gazetecilerine benzer ikramda bulundukları sır değildir. Hasan Karakaya böyle bir ikramın hakkını vermeye çalışırken viagra kullanımından mı mevta olmuştur, yoksa gerçekten umre ibadeti sırasında mı mevta olmuştur, en doğrusunu Allah bilir deyip geçmek lazımdır!
 ***

Gebermesinin ardından Hasan Karakaya için zahmete katlanmaya, kaleme eziyet etmeye, sayfayı kirletmeye değer mi? Kesinlikle değer. Yazar bu zahmete katlanmalı, okuyucu da (midesi bulanarak da olsa) sabır ve tahammülle okumalıdır.
Zira Hasan Karakaya adlı yaratık, sadece Yeni Akit gazetesinin “her şeyi” değil, Türkiye siyasetinin ana damarı haline gelen siyasal İslamcı faşizmin en açık sözlü temsilcilerinden biriydi.
Toplumu derinden sarsan katliamları ve cinayetleri bile İslam adına kıvırtmadan alkışlayacak derecede açık sözlüydü.
Ne yazık ki ülkenin tek hakimi Tayyip Erdoğan’ın daimi yol arkadaşı ve kamu kesesinden donattığı saray sofrasının has misafiri olmasıyla, cenaze merasiminin devlet törenine dönüşmesiyle, bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından Edirnekapı şehitliğine defnedilmesiyle de Türkiye siyasetinin ve medyasının evrildiği noktanın kişileşmiş suretiydi Hasan Karakaya.
Öyle ki, ana muhalefet CHP Genel Başkanı’nın ve Genelkurmay’ın taziyede bulunmaları, hele Genelkurmay Sözcüsünün “Dik duruşundan asla taviz vermemiştir” diye vurgulaması, siyasetin ve devletin İslamcı faşizme ne denli teslim olduğunun ve korkusunun da ifadesiydi.
Düşünülmeli ki “Atatürk ilke inkılaplarının yılmaz savunucusu” Türk Silahlı Kuvvetleri, AKP/Fethullah Gülen Cemaati’nin ortak kumpasına maruz kaldı. Ortak kumpasın bir aşamasında Akit gazetesi, “Onbaşı bile olamayacak kimselerin general olduğu memleket” gibi bir yazı yayımlamıştı. TSK’deki generallerin tümü, bu yazı üzerine Akit gazetesinden davacı olmuştu. Sonrasında Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Sauna Çetesi ve benzeri kumpaslar gündeme geldi. TSK, generallerinin 6’da 1’ini tek kurşun atmadan teslim etti. Askerlik ve savaş tarihinde, böyle bir yenilgi ve teslimiyet hangi ordunun tarihinde vardır, gerçekten bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, aradan beş on yıl geçtikten sonra Genelkurmay Sözcüsü, Hasan Karakaya’nın gebermesi üzerine taziye dilemiş, “Dik duruşundan asla taviz vermemiştir” diye iltifat etmiş...
Sermayenin Paşaları kitabını yazmış bir subay olarak söylemeliyim ki, asli görevi savaş olan bir kurum için asla mazur görülemeyecek bir “psikolojik harp yenilgisidir”...
Eh, bu da sermaye siyasetinin ekonomi politiğinde “Güçleri sadece solculara yetiyor” diye açıklanabilecek bir realite olsa gerektir. TSK’den laiklik ve seküler hayat tarzı için medet uman laiklere önemle duyurmak isterim.
***

Asli konuya dönmek gerekirse,
Kimileri Hasan Karakaya’yı küfür yazarı olarak tanımlıyor.
Ne bileyim, küfür edebiyatı ve yazarlığı da bir düzey ve estetik gerektirir.
Mesela Sümbülzade Vehbi Efendi çapında zekâ ve kıvraklık gerektirir.
Mesela İki azı dişinin arasına salıncak kurarak hunisiz ağzının tam ortasına sıçayım” gibi zarif bir cümle kurabilmeyi gerektirir.
Hasan Karakaya ne Sümbülzade Vehbi’nin zekâsına ve kıvraklığına sahipti ne de Çetin Altan’ın zarafetine. Küfür edebiyatı kulvarında Hasan Karakaya ne bir Şair Eşref idi ne bir Neyzen Tevfik ne de bir Can Yücel. Hatta ve hatta, küfür yazarı olarak şu günlerde ilk akla gelen Engin Ardıç, Emin Çölaşan veya Fatih Altaylı seviyesinde bile değildi.
Hasan Karakaya küfür edebiyatçısı bir yazar değil, tetikçi gazeteciydi, istihbarat örgütlerinin gazetecisiydi. Prof. Ahmet İnsel’in yakıştırmasıyla “lağım gazetecisi” idi. Ne ki, Ahmet İnsel, Osmanlı ordusundaki lağımcılara telmihen böyle diyor. Benzetmesi isabetli değil. Benzetmek gerekirse, Hasan Karakaya modern ifadeyle istihkam labirentlerinde değil, hakikaten lağımda, yani fosseptik çukurunda nefes alıp veriyordu; yazılarını da o çukurdayken çıkarıyordu!
Hasan Karakaya, hiç eğip bükmeden Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’ya açıkça sahip çıkan gazetenin her şeyiydi.
Her şeyi” olduğu gazete Sivas Madımak Oteli katliamında öldürülen sanatçıların yazarların değil, katillerin savunucusuydu; Trabzon’daki "rahip cinayeti"nde açıkça katili savunuyordu.
Gazeteci Metin Göktepe İstanbul Emniyeti’nde dövülerek katledildiğinde, Hasan’ın gazetesi gazetecinin değil, katillerin safındaydı.
Ne zaman bir laik aydın katledilse, Hasan Karakaya’nın gazetesi o aydının resmi üzerine bir çarpı işareti koyuyordu.
Hasan Karakaya’nın hemen her yazısı, emek ve demokrasi talepleri aleyhine sövgü yazısıydı. Türkiye’nin yüz akı Taksim Gezi Direnişçilerine  Ulan köpek oğlu köpek! Ulan pezevenk!..  Ulan kaltak!..diye hakaret ediyordu. (1 Temmuz 2013 tarihli yazısı)
Soma’da yüzlerce maden emekçisinin can verdiği katliamın ertesinde Hasan Karakaya, tepkili emekçileri tekmeleyen Başbakanlık bürokratına Tekmelerine sağlık Yusuf!” diye sahip çıkıyordu. (16 Mayıs 2014 tarihli yazısı)
Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de polis/esnaf işbirliğiyle dövülerek katledilen Ali İsmail Korkmaz için, “Ne malûm dövülerek öldürüldüğü, Belki, Kafasını taşlara çarpmıştır!.. Belki de Koşarken dengesini kaybedip kafasını duvara çarpmıştır! Ya da, Ne bileyim, merdivenden düşmüştür! diye yazabilecek derecede vicdan yoksulu bir mahluktu Hasan Karakaya. (15 Temmuz 2013 tarihli yazısı)
Çağdaş yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Derneği Başkanı iken kanserden vefat eden Prof. Dr. Türkan Saylan için yazdıkları bir yana, Uludere/Roboski katliamı için yazdıkları unutulacak gibi değildir.
***

Özetle İslam adına bile ağza alınmayacak küfürler savuran...
İftiradan, çamurdan, çarpıtmadan ve küfürden cihat çıkaran, nefret ettiren biriydi Hasan.
Ne ki gebermesinin ardından İslamcı çevrelerde dökülen gözyaşları, İslamcı medyada döktürülen methiyeler, Hasan Karakaya’nın ne denli sevildiğinin ifadesi değildi sadece; İslamcı entelektüellerin ne denli ikiyüzlü olduklarının da ifadesiydi. İslamcı entelektüeller, doğrudan dile getiremedikleri duygularını düşüncelerini kıvırtmadan yazdığı için seviyorlardı Hasan Karakaya’yı.
Gebermesinin ardından İslamcı medyada yazılan methiyeler, merkez medyadaki “hakkımı helal ediyorum” riyakârlıkları, hatta solcu BirGün gazetesinde bile ölenin ardından saygılı sessizlik öneren yazıların kaleme alınabilmiş olması, toplumun geneline yayılmış  bilinç bulanıklığının yansıması olarak da kayıtlara geçti.
Bu vesileyle vurgulamak gerekir ki, “Hasan yobazdır, hakiki Müslüman böyle değildir” avunuları kuruntudan ibarettir.
Ölenin ardından kötü konuşulmaması gerektiğine ilişkin tavsiyeler çok ama çok safça ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.
Dahası, İslam asla ve asla “Ölenin hayırla yad edilmesi” gibi bir tavsiyede bulunmaz.
Tersine kindarlığı ve dindarlığı tavsiye eder.
Öyle tavsiye ettiği içindir ki, bin dört yüz yıldır “Ebu lehebin elleri kurusun” diye beddua edilir. (Tebbet/Kurusun, 1)
Ne demeli! Her şeye gücü yeten Allah, Ebu Leheb’e beddua ediyor.
Anlayana!
Ve dahi Hasan Karakaya için gözyaşı dökene.
***

Yazıyı sonlandırmak gerekiyor.
Ölenin ardından kötü konuşulmamalı, hiç değilse saygılı sessizlik içinde olunmalı” ikiyüzlüğüne gerek yok.
Hasan Karakaya, 10 Ekim 1999 tarihli yazısını, AKP yandaşı havuz medyasındaki bir söyleşide “Hayatımın yazısı” olarak nitelendirmişti.
Biz de o yazıdan alıntıyla bitirelim yazıyı.
Varsayalım ki, Hasan Karakaya o yazıda sadece hiçbir ahlaki ölçütü olmayan Fatih Altaylı’yı değil, kendisini de tarif etmiş olsun!

Düşünüyorum da;
Bir "insan"dan, mümkün değil, böyle bir "yaratık" çıkamaz!..
Bir kadın, böyle bir "enik" doğuramaz!
Aklım, havsalam almıyor.
Hiçbir ana-baba, böylesine bir "pislik", böylesine bir "mikrop" üretemez!.. Hele hele; 9 ay boyunca taşıyamaz bünyesinde!..
O halde, nereden çıktı bu mahluk?..
"İnsan" desen, insana benzemiyor!..
"Hayvan"desen, tüm mahlukata hakaret olur!..
Kendi dışkısını yiyen "Domuz" bile temiz kalır bu "necaset"in yanında!..
İyi de;
Kim bu alçak?..
Nereden çıktı bu şerefsiz?..
Öyle bir "necaset parçası" ki, hiçbir "ana"nın rahminden çıkması mümkün değil!..
***

Hasan Karakaya, Fatih Altaylı için böyle yazmış.
Bu yazının son sözleri olarak, Yunus Emre’den af dileyerek diyelim ki:

Hasan ölmüş diyeler
Lağım suyunda yuyalar
Bok çukuruna koyalar
Münasiptir Hasanleyin!


Sürçü lisan ise affola!

9 yorum:

  1. Sayın Yıldırım çok sağ olun. "Ne ki gebermesinin ardından İslamcı çevrelerde dökülen gözyaşları, İslamcı medyada döktürülen methiyeler, Hasan Karakaya’nın ne denli sevildiğinin ifadesi değildi sadece; İslamcı entelektüellerin ne denli ikiyüzlü olduklarının da ifadesiydi. İslamcı entelektüeller, doğrudan dile getiremedikleri duygularını düşüncelerini kıvırtmadan yazdığı için seviyorlardı Hasan Karakaya’yı." İşte en yakıcı gerçeklerden biri bu belirlediğiniz gerçek. Bunu da özellikle, dincilerde demokratlık bulan, mavi boncuk bulan ikinci cumhuriyetçi aymazlar okusun! Saygılar, sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Ne yazık ki 2023 hedeflerine doğru süratle gidiyoruz.Bu gidişe CHP,Gn.Kur.dahil herkes ayak uydurdu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle giderse 2023'e kalmaz dostum.

      Sil
    2. Gn. Kurmay sözcüsü generalin taziye mesajına inanamamıştım bu nedenle Gn. Kurmaydan düzeltici açıklama bekleyip durdum. Boşuna beklemişim. Evet Rahmi kardeşim bu iş 2023 e kalmayacak gibi gözüküyor. Yinede kendi kendime sormadan edemiyorum;nerede bu ergenekon, balyoz vs kumpaslardan beraat edip göreve döndü denen general ve subaylar? Demekki ordu üst görevleri tamamen el değiştirmiş durumda. Güya 2500 civarında parelci ordudan temizlenecek haberleri tamamen asparağasmış. Eskiden ordudan ayrılma olduğumu söylerdim ama artık utanır oldum. Orduyu da halletmişler Eh yakındır ne diyeceğimi bilemiyorum....

      Sil
  3. Yazının tamamını okudum. Bilinçli birinin yazdığı belli ama bu yazıda kendi ile çelişen bir kaç noktadan bahsedeyim.
    Ateist biri gibi yazılan bir yazıda Allah bilir diye kendi bilmediği bir şeyi bilen biri olduğuna inanan rahmi beye tavsiye kulaktan dolma dini bilgilere yer verilmemesidir. Bir ayetten bahsedip islam dini kin, nefret ve gerici olarak tabir etmesinden sakınmalı ki bir sure bir ayet tek başına net durumu ifade etmez bahsettiğiniz ayetin öncesi ve sonrası ile ele alınmalıdır. O ayetin geldiği durum hakkındaki bilginizi lütfen sorgulayınız. Sizin için mantığınıza yatan size fayda veya menfi bir durum sağlayan net bir kanıtı olmayan durumlar anlatılmış. Ensar muhacire kadın teklif etmiş vs. siz o dönemi yaşamış biri gibi anlatarak tüm müslümanlara hakaret ediyosunuz. Yarım hoca dinden yarım doktor candan edermiş sizin yarım solculuğunuz yarım din bir din bilgisi sahibi olduğunuz belli benim nacizane tavsiyem bir inancı seçin ve tam öğrenmenin lütfen. Herşeye gücü yeten Rabbim sizi ıslah etsin.

    YanıtlaSil
  4. Yazının tamamını okudum. Bilinçli birinin yazdığı belli ama bu yazıda kendi ile çelişen bir kaç noktadan bahsedeyim.
    Ateist biri gibi yazılan bir yazıda Allah bilir diye kendi bilmediği bir şeyi bilen biri olduğuna inanan rahmi beye tavsiye kulaktan dolma dini bilgilere yer verilmemesidir. Bir ayetten bahsedip islam dini kin, nefret ve gerici olarak tabir etmesinden sakınmalı ki bir sure bir ayet tek başına net durumu ifade etmez bahsettiğiniz ayetin öncesi ve sonrası ile ele alınmalıdır. O ayetin geldiği durum hakkındaki bilginizi lütfen sorgulayınız. Sizin için mantığınıza yatan size fayda veya menfi bir durum sağlayan net bir kanıtı olmayan durumlar anlatılmış. Ensar muhacire kadın teklif etmiş vs. siz o dönemi yaşamış biri gibi anlatarak tüm müslümanlara hakaret ediyosunuz. Yarım hoca dinden yarım doktor candan edermiş sizin yarım solculuğunuz yarım din bir din bilgisi sahibi olduğunuz belli benim nacizane tavsiyem bir inancı seçin ve tam öğrenmenin lütfen. Herşeye gücü yeten Rabbim sizi ıslah etsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Orhan Küçükay,
      Dinler ve İslam tarihi, Kur'an konusundaki mevcut bilgilerinizi gözden geçirmenizi, sahih kaynaklardan daha fazla bilgi edinmenizi öneririm.
      Çok selam.

      Sil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil