23 Temmuz 2014 Çarşamba

BİRİ HIRSIZ DİĞERİ HUKUKSUZ!

Kabul etmeli ki, kavga etmekte Tayyip Erdoğan’ın üstüne yok. Son derece usta bir kavgacı!
Kavgada ustalık ve başarı haklı, güçlü ve mert olmayı gerektirir ama Erdoğan’ın ustalığı haklılıktan, mertlikten veya kendi özgücünden ileri gelmiyor. Erdoğan hasbelkader eline geçirdiği devlet gücünü acımasızca ve hiçbir ahlaki kaygı gözetmeden kullanıyor, bütün başarısı bundan ibaret.
Aslında devlet gücünü acımasızca kullanma başarısı da tek başına kendisine ait değil. Elindeki devlet gücünü düne kadar ortağıyla birlikte, yani Fethullah Gülen ile birlikte kullanıyordu. Sırt sırta veren ortaklar, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, rakiplerini birlikte sindirdiler. Bunu yaparken de hukuku çok kaba şekilde göz ardı ettiler; ülkenin kanlı darbeci geçmişle hesaplaşma ve arınma fırsatı olması gereken Ergenekon, Balyoz gibi davaları hukuk dışı yargılamalarla harcadılar. Hakkaniyetle söylemeli ki, bu kavgada en büyük başarı aslında Fethullah Gülen’e aittir.
Malum, siyaset bilimi iktidarın paylaşılmayacağını söyler. İslamcı siyasette iktidar hiç paylaşılmaz. Bilinen deyişle, bir posta yedi derviş sığar da iki şeyh sığmaz!
En bilgili öğretmen hayat siyaset biliminin dediğini bir kez daha doğruladı; kader birliği etmiş görünen ortaklar ortada rakip kalmayınca 2010 referandumunun hemen ertesinde birbirlerine düştüler. Meğer sırt sırta verdikleri dönemde bile birbirleri hakkında öyle cephane biriktirmişler ki, birbirlerine ihtiyaçları kalmadığında ilk fırsatta hücuma geçtiler. İyi de oldu bir bakıma. Dini istismar etmeye dayalı İslamcı siyasetin de ne denli ikiyüzlü, oportünist, entrikacı, hilekâr, ilkesiz ve sermaye birikimcisi olduğu gözler önüne serildi.
Dedik ya Tayyip Erdoğan son derece başarılı bir kavgacı, en haksız olduğu kavgada bile üste çıkmayı biliyor. Şimdi Fethullah Gülen karşısında bütün hünerlerini döktürüyor. Sırdaşı MİT Müsteşarı’nı tutuklama girişimini bile sineye çekmişti; ama yolsuzlukların kurcalanmasını affetmedi. Can havliyle ve bütün gücüyle abandı, aynı hukuk dışı yöntemlerle Cemaat’e vuruyor. Birlikte işledikleri bütün hukuksuzlukları Cemaat’e yıkıp kendini temize çıkarmaya çalışıyor.  Kendisine şu ya da bu nedenle biat etmiş seçmen kitlesi nezdinde başarılı olacağına hiç kuşku yok. İç ve dış politikada iflas etmişken, Cumhurbaşkanı seçimi kampanyası tavsamışken Cemaat’e vurması elzemdi.
***

HUKUK HERKESE LAZIMDIR!
Başbakan Erdoğan bir dönem tepe tepe kullandığı Cemaat mensuplarını aynı yöntemlerle gözaltına aldırıyor. Erdoğan’ın kanatları altında sabahın köründe insanları evlerinden hoyratça toplayıp kelepçeleyen Terörle Mücadele Şube müdürleri şimdi Erdoğan’ın emriyle kelepçeleniyor, aynı şubede sorguya çekiliyorlar. Yöneltilen suçlar çok ciddi. Casusluk, suç işlemek için örgüt kurmak, sahte delil üretmek, gerçek delilleri yok etmek, resmi belgede sahtecilik, yasadışı dinlemek…
Cemaat medyasının yazdığına göre, gözaltındaki polis şefleri kelepçeli fotoğrafları çekilerek itibarsızlaştırılmaktan, psikolojik işkence yapıldığından yakınmışlar. Öyle zalim bir işkence ki, oruçluyken karşılarında lahmacun bile yemişler, sigara içmişler, sahurda ve iftarda kendilerine yeterli gıda verilmemiş. İftarda bile kelepçeleri çözülmemiş. Böylesine değil Müslüman bir ülkede dünyanın hiçbir yerinde rastlanmaz!
Cemaat medyası ağlamaklı. Operasyon haberleri ve köşe yazıları son derece dokunaklı: Türkiye evrensel hukuktan uzaklaşıyor. Gözaltındaki polislere insanlık dışı muamele ediliyor. Mahkeme kararı olmadan insanlar suçlu ilan ediliyor.
Bu ülkenin dürüst namuslu demokrat insanları boşuna dil dökmediler, hukuk herkese lazımdır diye. İster istemez akla geliyor. Ergenekon konusundaki en dürüst, en kapsamlı, en açıklayıcı ve zihin açıcı kitaplardan birine imza atan Ahmet Şık ile Hrant Dink cinayetinde devletin kasıt derecesindeki ihmaline projektör tutan Nedim Şener gözaltına alınıp tutuklanmışlardı. Hem de derinliğine soruşturulması için çaba gösterdikleri örgütün üyesi olmak suçlamasıyla. Şimdi mahkeme kararı olmadan insanların suç ilan edildiğinden yakınan Cemaat gazetesi Ahmet Şık ve Nedim Şener için hazırladığı sözüm ona haber metnini birinci sayfadan şu başlıkla aktarmıştı:
Medyada gözaltı tartışması: Yargı sürecini beklemeden zanlıları suçsuz ilan etmek doğru değil” (Zaman, 5 Mart 2011).
En güçlü ve şaşmaz yargıç hayatın ironisi ne kadar da çarpıcı değil mi!
Amirallere suikast iddiasıyla sorgulandıktan sonra onur intiharıyla yaşamına son veren Yarbay Ali Tatar’ın kardeşinin söyledikleri bu trajik ironiye karşın öylesine anlamlı ki! Ahmet Tatar, ağabeyini sorgulayan, şimdi gözaltında oruçluyken karşılarında lahmacun yenmesinden yakınan polis şefleri için demiş ki: Çok canımızı yaktınız. Umarım siz adil hukuktan mahrum kalmazsınız.
Bir mağdur yakını da “Umarım bizden esirgedikleri adalet onları bulur” demiş.
Evet evet! Hukuk herkese lazımdır. Gün gelecek Başbakan’a da lazım olacak!
***

BİRBİRLERİNİ EN İYİ KENDİLERİ BİLİR!
Erdoğan medyası ne denli zafer havasıyla kendinden geçmişse Cemaat medyası da o denli ağlamaklı. Hırsızları yakalayınca böyle olmuş. Rezalar dışarıda yakalayan polisler içerde. Haram lokma yememişler, kanunsuz iş yapmamışlar, algı operasyonuna maruz kalmışlar…  
Dedik ya, en güçlü ve şaşmaz yargıç hayatın ironisi çok çarpıcı! Şimdi kendilerine kumpas kurulduğundan, psikolojik işkenceden yakınan polis şeflerinin gerçekleştirdikleri Ergenekon, Balyoz, KCK vs davalardaki hukuksuzluklar akla geliyor ister istemez. İstihbaratı ve delilleri gizlenen Hrant Dink cinayeti. Sabaha karşı evlerinden toplanan askerler, gazeteciler, bilim insanları. Üretilen sahte dijital veriler. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna “sehven” yüklenen numaralar. 2007 yılının yazı karakteriyle 2002 yılında son kez kaydedilen belgeler. Daha neler neler…
Bütün bu hukuksuzlukları Erdoğan’ın başsavcılığında birlikte kotardılar. Cemaat ne istediyse Erdoğan fazlasını verdi. TSK’den polise, yargıdan eğitime, validen çaycıya kadar vermediği kadro kalmadı. Birlikte yürüdüler bu yollarda, birlikte kirlendiler.
Şimdi Erdoğan Cemaat’le iş tuta tuta pekiştirdiği ustalıkla Cemaat’in gırtlağına yapışmış. Erdoğan Cemaat’i hukuksuzlukla, Cemaat Erdoğan’ı hırsızlıkla suçluyor.
Ne demeli! Bunca yıl birlikte yürüdüler. Birbirlerinin ciğerini en iyi kendileri bilir. 

2 yorum:

  1. Teşekkür ederim Kardeşim kalemine emeğine sağlık sevgiler

    YanıtlaSil