3 Ağustos 2014 Pazar

ERDOĞAN’DAN FİLİSTİN’E TİMSAH GÖZYAŞLARI

Filistin halkı kaçıncısı olduğu artık sayılamayan trajedilerden birini daha yaşıyor.
Nasıl kaçırıldıkları ve öldürüldükleri kuşkulu üç İsrail yurttaşının cesetlerinin bulunmasının ardından İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik başlattığı saldırı tüm gaddarlığı ile devam ediyor.
Öldürülen Filistinli sayısı 2 bine yaklaştı. İsrail bir kez daha Filistin’in zaten derme çatma olan altyapısını taprip ediyor, hastaneleri, okulları, elektrik santrallerini vuruyor. Evi başına yıkılan Filistinli bir kez daha savaşın dehşetinden kaçınmak için yollara düşüyor. Gaddarlıkta sınır tanımayan İsrail ordusu gücü yetse bölgeyi tümüyle insansızlaştıracak.
***

Filistin’in yalnızlığı
Dahası İsrail, gaddarlıkta en rahat dönemini yaşıyor. İran’ın Batı ile diyalog çabası nedeniyle sesini kısması, daha önceleri Filistin’i iyi kötü sahiplenen Saddam Irak’ı ve Kaddafi Libyası’nın tarihe karışması, Suriye’nin iç savaşla pasifize edilmesi, Mısır’ın askeri darbe ile Batı dünyasına yeniden kazanılması İsrail’in elini güçlendiriyor.
Sürekli yinelenen trajedi karşısında uluslararası kamuoyunun tepkisiz seyirciliği de aynı şekilde kendisini yineliyor. Akan kanı durdurmak için ne BM ciddi bir çaba gösteriyor ne de İslam dünyası ortak bir ses verebiliyor. Arap ülkeleri Gazze’den yükselen çığlıklar karşısında neredeyse İsrail ile aynı saftalar.
Türkiye Filistin’in tek sahip çıkanı rolünde görünüyor ama Türkiye’nin bölge politikasında hiçbir ağırlığı bulunmuyor. Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin bölgedeki ağırlığı, birçok Arap ülkesinin bile terör örgütü ilan ettiği HAMAS’ın ağırlığından daha fazla değil. Bölgede bir kriz çıktığında araya girmesi için kimse Türkiye’nin kapısını çalmıyor. Öyle ki Erdoğan hükümeti, darbeden bu yana kanlı bıçaklı olduğu diplomatik ilişkileri kopardığı Mısır’a son ateşkes görüşmelerindeki inisayitifinden dolayı teşekkür bile etti.
Tayyip Erdoğan’ın uluslararası diplomaside ve özel olarak Filistin sorununda hiçbir ağırlığı yok. Zira Erdoğan, iç politikada nasılsa dış politikada da öyle. İdeolojisi ve inancı gereği içerde ayrıştırıyor, ötekileştiriyor, cepheleştiriyor. Aynı şekilde komşuları ve İslam ülkeleri arasında çıkan sorunlarda arabulucu olmak yerine anlaşmazlığın tarafı oluyor. Çok daha somut söylemek gerekirse, Ortadoğu’da ve İslam dünyasında Müslüman Kardeşler eksenli bir dış politika izliyor. Bu doğrultuda Filistin’deki saflaşmada FKÖ’nün değil radikal dinci HAMAS tarafında yer alıyor. HAMAS’la “kardeşlik” düzeyinde yakınlaşınca arabulucu olmak için İsrail’le diyalog kuramadığı gibi ne İslam dünyasını harekete geçirebiliyor ne de uluslararası toplumu.
Uluslararası konjonktürün sağladığı bu rahatlık içinde İsrail zalimlikte kendi sınırlarını aşıyor.  
***

İsrail’le ticaret Filistin’le kasavet
Arap dünyası İsrail’in katliamına karşı topyekûn ve kararlı şekilde Filistin’e sahip çıkmıyor. Çünkü Arap egemen sınıflarının çıkarları emperyalist devletlerin bölgesel hedefleriyle birleşiyor. Bu ittifakta bağımsız demokratik laik Filistin devleti seçeneğine gerçekleşme olanağı tanınmıyor. Çünkü bağımsız demokratik laik Filistin devleti, Arap dünyasındaki şeyhliklerin krallıkların sonunu getirecek yolda ilk adımı oluşturur. Filistin halkı ne çekiyorsa bu demokratik potansiyelinden çekiyor!
Filistin sorunundaki bu oportünizm karşısında Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan Arap dünyasını en üst perdeden azarlıyor. Hızını alamayıp Batı dünyasını ilkesizlikle, Haçlı Seferi peşinde olmakla suçluyor. Ama tüm çığırtkanlığına karşın Erdoğan ilkesizlikte ikiyüzlülükte Batı ülkelerinden, Arap dünyasından geri kalmıyor. Hemen her gün “İsrail soykırım yapıyor, döktüğü kanda boğulacak” dese de Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesindeki bilgilere göre Türkiye/İsrail ikili ticaret hacmi 5 milyar dolar dolayında. Başbakan Erdoğan’ın oğlu Burak’ın ticaret gemilerinin İsrail limanlarında ne aradığına ilişkin soru önergesi TBMM’de yanıt bulamıyor. İsrail’in en çok ticaret yaptığı ülkeler listesinde Türkiye ilk 10’da yer alıyor. Irak Kürdistanı’nda çıkarılan petrolün Türkiye üzerinden İsrail’e satıldığı da artık sır değil.
AKP Türkiye’si ile İsrail arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler böylesine ballı kaymaklı olunca, Tayyip Erdoğan’ın niçin en üst perdeden İsrail karşıtı söylem tutturduğu çok daha iyi anlaşılıyor.  Kendi itiraflarıdır. AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, Tayip Erdoğan’ın İsrail karşıtı söylemini “milletin gazını almak” olarak nitelendirmiş, “Başbakan’ın bu çıkışları olmasa Türkiye’de antisemitizm daha çok artar” deyivermişti. (Milliyet, 14 Haziran 2010)
Sözün özü, Filistin’de yaşanan insanlık trajedisi, İsrail bombalarıyla parçalanan çocuk bedenleri, Tayyip Erdoğan’ın gözünde seçmenlerine yönelik propaganda ve ajtasyon için istismar edeceği, sıradan bir mağduriyet olmaktan öte bir değer taşımıyor. Arap ve AKP sermayedarları İsrail’le ticarette kasalarını doldururken olan Filistin halkına oluyor. Bu iğrenç ticareti ve ikiyüzlülüğü alkışlama görevi de Erdoğan’ın alnı secdeli seçmenlerine düşüyor.


Rahmi YILDIRIM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder